29 Mart 2010 Pazartesi

Aşk Köpekliktir





Haftasonu bitirdim Aşk Köpekliktir'i.Öyküleri sevmem demiştim ama bunları sevdim.Kitabın son sayfasını kapatınca dilimde bıraktığı lezzete bayıldım.Bu ne demek anatamayacağım ama kitap böyle hissettirdi işte.Hele son öykünün sonunun etkisini yarım gün üstümden atamadım.Yazara devam diyesim var ama okunacak o kadar çok kitabım kitaplıkta beni bekliyor ki onları bitirmeden yeni kitap almam herhalde.Neyse,Ahmet Ümit'e kısa bir mola.

Tamam yazdın ama gerektiğinde hatırla lütfen!


Çokça ihtiyaç duyuduğum iki cümleyle karşılaştım haftasonu.

Birincisi:
Hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyin ardına da düşme!Çünki kulak,göz ve kalp bunların hepsi ondan mesuldur.   İsra/36



İkincisini aslıberry'de okudum:

Bir çocuğun sadece tek bir çocukluğu vardır.

26 Mart 2010 Cuma

Browni-Birdie


Browni'nin fırçasından çıkan Birdie artık benim evimde.
Mutfağıma asmayı düşünüyorum ama kocaman mutfak duvarında yalnız kalırsa korkar.O yüzden ona arkadaşlar gelinceye kadar yatağımın başucunda.Sabah gülümseyerek uyanmak için birebir:)




24 Mart 2010 Çarşamba

Robot Cuma'nın aşk kritiği

Ahmet Ümit'in Aşk Köpekliktir kitabını okuyorum.Kitaptaki bir öyküde bir robot olan Cuma anlamlandıramadığı aşkı şu sözcüklerle eleştiriyor:
"Zaten bütün yaşamınızı bir tek insana bağlamanızı,o size güldüğünde mutlu olmanızı,sizi görmezden geldiğinde kahrolmanızı da anlayabilmiş değilim."
Cuma sonunda anlıyor mu bilmiyorum ama bu cümle üzerine ben hala aşık olduğumu anladım.

22 Mart 2010 Pazartesi

Büyüyünce sana aşık olmaya karar verdim


Bahar.
Cıvıl cıvıl.
Çabucak geçiverir de yaz gelir telaşındayım.
Kaçırmamalıyım.
Her anın
her tazeliğin
her rengin
farkında olmalıyım.




Tam da ben dışardaki baharı yakalama heyecanlarındayken aramızda geçen bir diyalog içimde öyle çiçekler açtırdı ki rengarenk bezenmiş badem ağaçları yanında sönük kaldı.


Son günlerde aşk-meşk meselelerinin çokça lafını eden ve bunu utanılacak,ayıp bir şeymiş gibi yorumlayan kuzucuğun bunun normal bir durum olduğunu anlaması için büyüyünce onun da bir kızı çok sevebileceğini,hatta güzel güzel bebekleri olabileceğini anlattıktan sonra aşık olacağın kızın ismi ne olsun istersin diye sordum.İtiraf ediyorum,çok da iyi niyetle sormadım bunu,amacım hani sınıfta beğendiği biri varsa böylece öğrenmiş olmaktı.Ama benim masum bebeğim epey bir düşündükten sonra beni çok şaşırtan bir cevap verdi:"Özlem"
Hatta konu üzerinde daha sonra da düşünmüş olacak ki ertesi gün yanıma gelip,"Anne ben büyüyünce sana aşık olmaya karar verdim" dedi.

Üzerine yazacak kelimem yok:)))

21 Mart 2010 Pazar

Balonlar Baloncuklar


Deniz'in hastalığından mütevellit bu güzelim baharın güzelim haftasonunu evde geçirmek zorunda kaldık.Ama tabii sıkıntıdan patlamamak için ne yaptık,dünya alemi bize çağırdık.Cumartesi öğleye doğru aklıma esiverdi annem-teyzem-anneannem üçlüsünü aradım.Bonus olarak dayım ve eniştem de geldiler.Hamaratlığım da pek bir üstümdeydi.Müge'nin tarifiyle krem şantili kek yaptım.Evde damla çikolata kalmadığı için ekmeğe sürmelik bitter çikolata koydum.Ondan dolayı biraz melez güzeli oldu benim kek ama tadı harikaydı.Ayrıca enfes bir kısır yaptık.Yanına da ipek hanım çiftliğinden gelen mis kokulu domateslerle bir çoban salata.(Çiftlikten gelen kargodan çıkan her şey güzeldi ama tazecik ıspanaklara ve kuzu kulağına özellikle bayıldım.)





Hazır annemi bulmuşken fırsattan istifade boş saksılarıma maydanoz,nane ektirdim.Aslında bu işlerden hiç anlamıyorum.Su vermeyi hatırlarsam bile bir mucize ama kaç yıldır hep balkonumda nane,fesleğen,maydanoz ekili saksıların olmasını,ordan koparıp koparıp salatalarıma eklemeyi isterim.Ama ya ekme zamanını geçirmiş olurum,ya annem geldiğinde hazırda saksım olmaz falan filan.Sonunda bu sene başardık.Bu kadar zor elde ettikten sonra da su vermeyi unutmam herhalde.Zaten dünden beri gelip gidip seviyorum henüz toprağın altında beklemede olan tohumları.Bu arada kayınvalidemin hediyesi olan geldiğinde çiçeklerinden yaprakları görünmeyen ama nedense bizim evde hayat küsen ve benim de salonun bir köşesinde kaderine terkettiğim menekşeler yeniden tomurcuklanmaya başlamış.Nasıl sevindim.Şimdi o bir saksı menekşeye de gözüm gibi bakıyorum.



Bugün biraz kayınvalidemlere uğradıktan sonra kısa bir süre de olsa güneşin tadını çıkaralım,Deniz'i üşütmeden,yormadan geri döneriz düşüncesiyle biraz dolaşalım dedik.Ama ne mümkün.Zaten gidilecek yerler sınırlı sayıda,oralar da hıncahınç dolu,o kalabalığın içine hiç girmedik.Geri kös kös eve dönerken sakin,küçük bir çocuk parkının orda durduk.Deniz biraz salıncakta sallandı,mutlu oldu,eve döndük.Ne güzel bu kadar çabuk mutlu olması.


Hala iyileşemedi kuzucuk.Çok yükselmese de ateşi çıkıyor,sesi kart kart,öksürmekten ardarda üç cümle kuramıyor.Gece nefes alamamaktan iki dakika aynı pozisyonda uyuyamıyor.Daha kaç gün okula gidemeyecek.Ama ben onun haline hayranım.Onun durum biz büyüklerde olsa inler,mızmızlanır dururuz.O ise hiç şikayetlenmiyor bile.Yeter ki kendiyle bir oynayan olsun.

19 Mart 2010 Cuma

Narin



Ne kadar narinsin kuzucuğum.
Tıpkı bu lale gibi.
Yine hastasın.
Bizmişiz ayda bir hasta olmanın sebebi.
Biz,annenle baban.
Sinüzit genetik de olabilirmiş.
Kesin bir çözümü de yokmuş.
Zamanla geçebilirmiş.
Bugün öğrendik.
Üzgünüm.

patasana

Yine bir Ahmet Ümit kitabı.Önceki okuduğumdan çok daha iyiydi bu.Bu arada romanları öykülere yeğlediğimi farkettim.

İlginç bir konusu var Patasana'nın.Arkeoloji,Hititler vesaire.Öncesinde hiç bir alaka duymadığım bu mevzular hakkında şimdi yeni kitaplar okumak istiyorum.Patasana'nın sonlarına doğru merak unsuru da devreye giriyor.Nihayetinde bir polisiye ve bu sıfatın hakkını veriyor yazar.Kaliteli bir kurgu.Edebiyat,heyecan,altyapı ne istersen var.

Böyle sevdiğim kitaplar bitince bir burukluk oluyor bende.Ayrılmayayım istiyorum o kahramanlardan,o mekanlardan.Bir yerlerde sürsün onların hayatları ve ben takip edebileyim.Blog alemini bu hayalimi gerçekleştirebildiğim için mi seviyorum acaba?

17 Mart 2010 Çarşamba

senden ötürü (ege şivesiyle okunacaktır)


Dün Eyyvah Eyvah'ı izledik.Öyle çok gülmedim belki ama çok sıcak,sevimli geldi film,özellikle de Ata Demirer.Şive çok tatlı zaten."Senden ötürü","gelem mi" favorilerim.Bu sene memleketimizin ünlü komedyenlerinin çoğunun filmlerini izledim.Yahşi Batı en kötüsüydü.Neşeli Hayat ve Eyyvah Eyvah en samimi,en insancılları.Ama sanki içerik olarak Neşeli Hayat daha doluydu.Neyse,güzeldi işte.

Bu arada Demet Akbağ'a ne olmuş öyle.İyi niyetli olup filmdeki rolü için kendini estetik operasyonlarla maymuna çevirdiğini düşünmek istiyorum.Sanat aşkına yani.Yoksa bir insan kendine bu kötülüğü niye yapsın?

15 Mart 2010 Pazartesi

iyi ki doğduuun


İyi ki doğduuun Emincan!!!


Deniz'in doğumgününden bir hafta sonra Emincan'ın doğumgününü kutladık.Çocukların mum üfleme,hediye açma keyfi bir yana biz de çok eğlendik.Annemin dediği gibi şöyle bir sürü çocuk doğursak da sık sık parti yapsak.Amma güzel oluyor.


Deniz'i başka çocuklarla oynamak kadar hiç bir şey mutlu etmiyor.En alengirli oyunları bulsak,saatlerce bıkmadan oynasak da bir çocukla oynadığı keyfi almıyor.Cumartesi günü de Emincan ve arkadaşlarının yaşları kendinden büyük olmasına rağmen aralarına katıldı,güldü,eğlendi.Havanın güzel olmasından faydalanıp sitenin bahçesinde koşturdu,yerlerde yuvarlandı.


Güzel bir gündü.Daha nice doğumgünlerini böyle neşeyle kutlaman dileğiyle Emçi :)

14 Mart 2010 Pazar

yaşasın,artık bizim de devlet tiyatromuz var :))


Geçen hafta bu afişi billboardlarda görünce,Bülent'le 2 dakika şaşkınlıktan bakakaldık.İkinci dakikadan sonraysa pek bir mutlu olduk.Sürekli yaşadığımız şehrin küçüklüğünden,doğru düzgün bir sosyal faaliyet olmadığından,kırk yılda bir gelen özel tiyatroların afişini  merkezi yerlere koymayı bile düşünemeyen yetkililerden,sırf bu sebepten ne zamandır oyun seyredemeyişimizden öyle çok şikayet eder olmuşuz ki sonunda böyle güzel bir şey yapılması ikimizi de afallattı.Ankara'da üniversitedeyken hemen hemen hiç bir oyunu kaçırmayan,hatta iki yıl kendince sahne tozu yutmuş olan ben burada tiyatronun eksikliğini öyle çok hissetmiştim ki,şimdi her hafta tiyatroya gidebilme ihtimali içimi kıpır kıpır etmeye yetti.

yorgana alternatif


Kişi,Deniz.
Zaman,bu gece.
Yer,Deniz'in yatağı.
Başımı yastığa koymam,yorganın üstüne yatacağım diye tutturdu.Üstü açık olunca da üşüdü.Üzerimi başka örtüyle ört talebi anne tarafından reddedildi.Üşüyorsan yorganın üstünde değil altında yatmalısın diye bir de nasihat çekildi.Anne biraz sonra uyudu mu acaba diye odasına geldi.Oğlunun alternatif çözüm üretmedeki yeteneğine gülümseyip fotoğraf makinesini kapmaya gitti.

13 Mart 2010 Cumartesi

bebekliğinin son kelimeleri


Artık olabildiğince düzgün telaffuz ediyorsun kelimeleri meleğim.Sadece "r"leri söyleyemiyorsun.Tabii,mantığım bu iyi bir şey diyor ama duygularım artık senin benim minik bebeğim olmadığını kabullenmekte zorlanıyor.O yüzden tek tük kalmış bozuk ama sevimli kelimelerini düzeltmek için hiç çaba göstermiyorum.Hatta sayılarının gittikçe azalacağını bildiğimden son kalanları yakaladıkça hiç unutmayayım diye not alıyorum.Enfese enpes diyorsun mesela,pikniğe pikmik,ressam senin için yestam,reklamsa leklam,hipnotize yerine hipnotize deyip bunu bir de tekerleme yapıyorsun kendine.Kelime dağarcığınla gurur duyuyorum bebeğim,senin gibi bir kitap kurtçuğundan da bu beklenir zaten ama sen yine de büyümek için acele etme,bavula babul,barbunyaya bagunya,kalkana halkan,kılıça kılınç demeye devam et daha bir süre.


10 Mart 2010 Çarşamba

TİPİK TÜRK ERKEĞİ GENLERİNDEN NASIL KURTULUNUR?



Bugün akşamüstü Deniz'i okuldan aldığımda arkadaşlarıyla yaptıkları planı anlattı bana.

-Anne Eray,Burak,Mehmet bir de ben büyüyünce kanka olacağız.Grubumuza bir de kız alacağız.O da bize hizmet edecek.

-!!!

Eray'ın fikriymiş bu.Sorunca söyledi.Epey bir bu düşüncenin yanlışlığını anlattım.Ne kadar anladı bilmiyorum.

Bazı şeyleri sen ne kadar vermeye çalışsan da bir yere kadar.Artık yavaş yavaş dışardan,arkadaşlardan,çizgi filmlerden etkilenme dönemine giriyor.

Mesela, aklına kim girdiyse (kim olduğunu biliyorum aslında) okula başlayana kadar uzun bir süre ben kızlarla arkadaş olmam demişti.Okulda, onlarla da oynanabildiğini anladı artık sanırım.Şimdi öyle bir takıntısı yok.

Bunların daha kolay zamanlar olduğunu,yaşı büyüdükçe fikirlerimizin ne denli ayrılacağını biliyorum.Hayalperest değilim.İlla ki anne-babayı beğenmediği bir zamanı olacak her çocuğun,öyle bir dönem bizi de bekliyor.Ve ben korkmuyorum dersem yalan olur.



Haşiye:Fotoğraflar çoook eskilerden

9 Mart 2010 Salı

VARDIR BİR SEBEBİ AMA BULAMADIM BEN


Hiç keyfim yok.

İçim sıkılıyor.

Sebebi de yok.

Yani bir sorun falan ne bileyim,hiç bir şey yok.

Ama mutsuzum işte.

Halbuki şunu okuduğumda kendi hayatımın nasıl yolunda olduğunu ve ne çok şükretmem gerektiğini düşünmemiş miydim?

Olmuyor işte.

Aman hasta olma ha oğlum deyince Deniz'in "hastalığımı nasıl yöneteyim ki" diye sorduğu gibi duygularımı nasıl yöneteyim ki.

Hissedilince hissediliyor işte.

Kendime kızgınım son günlerde.

Onca karara rağmen istediklerimi hayata geçiremiyorum.

İstemediklerimi de yapmaktan vazgeçmiyorum.

Uyuşukluktan,tembellikten,amaçsızlıktan.

Uyuzlaştıkça olmak istediğim insandan daha çok uzaklaşıyorum.

Uzaklaştıkça da daha uyuzlaşıyorum.

Kısır döngü.

Ruh halimin ana sebebi bu değil belki de.

Sadece düşünüp de bulabildiğim bu.

Hasta gibiyim bir de.

Ama emin değilim.

Hasta olduğum için mi keyifsizim.

Keyifsiz olduğum için mi hasta gibi hissediyorum.

Ay ben kendimden sıkıldım,başkası bana nasıl dayansın.

Son olarak bir de kimse beni sevmiyor gibi geliyor.

Bir kaç gündür.

Niye?

Bilmem.

Yokluyor işte bunlar arada.

Bir kaç güne geçer.

Umarım.

En son bir de şu var:
"verecek sonsuz sevgisi olduğu halde ondan sevgi talep eden kimse yoktu" Elif Şafak-AŞK-s.59
                                                                                          


6 Mart 2010 Cumartesi

5. YAŞ





Bugün Deniz'in doğumgünü.Dün okulunda bugün evde  iki ayrı kutlama yaptık.5 yıl geçmiş,5 koca yıl.Ne zaman?Sanki 5 dakika geçmiş gibi.Allah'ım önündeki tüm yıllarını bu ışıldayan gözlerle yaşamanı nasib etsin canım oğlum benim.

Haşiye:İki kutlamadan elde olan tek düzgün fotoğraf bunlar.Sebep:
           1)Ben çekmezsem çeken yok
           2)Deniz iki gündür aşırı ilgiden aşırı şımarmış halde,fotoğrafı mı çekilebiliyor?

5 Mart 2010 Cuma

altın madeni bulmuş gibiyim


Uzun zamandır elimizin altında hep fotoğraf makinesi olduğundan kameraya hiç ihtiyaç duymamışız.Bugün bir vesileyle kamerayı açınca içinde yıllardır birikmiş bir hazine buldum.Hani cebine,çantana koyduğun parayı unutursun ve ne zaman sonra elini atıp bulunca sevinirsin ya, aynen öyle.Ne fotolar,videolar varmış da ne zaman çektiğimizi bile unutmuşuz.Özlemişim oğulcuğumun kıvrım kıvrım lülelerini.Ay,çok sevindim.Bak bak doyamam artık.

4 Mart 2010 Perşembe

neyim var ki senden başka




Biliyor musun,sana sımsıkı sarıldığımda,kokunu doya doya içime çektiğimde,öpmelere doyamadığım zamanlarda hissettiklerimi anlatmayı başaramıyorum.Hangi kelimeyi seçsem yetersiz,basit gibi geliyor.Sadece şunu söylemek iyi geliyor; neyim var ki senden başka.

dün-gerim gerim


Dün;

okulun en ders dinlemez ,en kalabalık sınıfına  üstüste dört saat ders veren idareye şükranlarımı sunmaktan

akşam,yemek saatini sürekli ileri atıp gizli gizli -kendi öyle sansın- abur cubur yiyen Deniz'in ağzına sağlıklı bir şeyler sokmaya çalışmaktan

yine aynı Deniz'i bilgisayar başından kaldırma uğraşlarından

akşam gelen misafirimizin 1,5 yaşındaki çocuğunun elinde yeni aldığım güzelim kaseyle oda oda dolaşırken "şimdi düşürüp kıracak" diye diken üstünde beklemekten

aynı 1,5 yaşındaki çocuğun destursuzca yeni konmuş çayla dolu çay bardaklarının civarında dolaşıp durmasından

misafirimizin 4,5 yaşındaki diğer çocuğunun "oyun" adıyla gelip gidip Deniz'e vurmasından,Deniz'inse canı yandığı halde "oyun" olduğu için yüzüne sırıtır bir ifade koymaya çalışmasından

çocuk gürültüsünden kafası şişmiş ve uyku saati çoktan geçmiş olduğu için "şeker" kıvamından çoktan çıkmış kocacanla yok yere hırlaşmaktan

fena halde gerildim.


karikatür:mordillo


3 Mart 2010 Çarşamba

mor koyun

Dünden beri deliler gibi mor koyun'u okuyorum.Çok gülüyorum.Bırakamıyorum.İş güç hak getire..

2 Mart 2010 Salı

HERKES N'APIYOR ACABA?



Yalnız başına oynamaktan pek fazla keyif alan bir çocuk değil Deniz.Kendine bir arkadaş bulamazsa ya anne ya da babayla oynayacak mutlaka.Eskiden kendi oturup boyama falan yapardı.Şimdi her gün okulda yaptıklarından herhalde,evde öyle şeylerle uğraşmak istemiyor.Tabii ayrıca oyun,onun için öyle biraz yapılıp bırakılacak bir şey değil.Uyandığı andan gözlerini tekrar kapattığı ana kadar hayatımda hep eğlence olsun diyor adam.E,ne oluyor o zaman,baba da her gün elinden geldiğince oğluna uzun zamanlar ayırmaya çalışsa da asıl iş anneye düşüyor.

Mesele sadece vakit ayırmakla da bitmiyor.Eğer Deniz'in odasına çekilip tüm konsantrasyonumuzu oyunumuza verip vakit geçirmişsek harika.Ama ailecek bir arada oturalım,hem Deniz'le oynarken hem de sohbet edelim dediysek ne Deniz oyundan zevk alıyor ne de biz sohbetten.İyiymiş,birinci şıkkı seçelim o zaman dersek de kocacanla birbirimizi göremez hale geliyoruz.Zaten akşamdan akşama karşılaşıyoruz nerdeyse.Sabah işe erkenden gittiği için de Deniz uyuyuncaya kadar o da çoktan renkli rüyalara geçiş yapmış oluyor.Aynı evin içinde konuşacak vaktimiz olmuyor bazen.

Yani nerdeyse bir tercih yapmam gerekiyor,evliliğim ve anneliğim arasında...Çok mu abarttım?Ama son zamanlarda bu durum gerçekten aklımı kurcalıyor.Burda doğru çözüm ne olabilir,sınırlar ne olmalı?Mutlaka diğer ailelerde de benzer durumlar vardır,bi çözüm bulabilen var mı acaba?Belki kitaplarda yazıyordur cevabı,biraz araştırsam iyi olacak..

Haşiye:Bir de ikinci bebek deyip duruyorum.Biriyle halimiz böyleyken ikisiyle ne yaparız biz?İyi düşünmeli,iyi düşünmeli...


1 Mart 2010 Pazartesi

ELEKTRİKLER KESİLDİ DESEM ...



Perşembe günü tezhip dersinden çıktıktan sonra hocanın verdiği onca ödeve rağmen bir daha Pazar akşamına kadar boyalarını eline almamış,aklı başına son günün son saatlerinde gelmiş,yapacaklarını gece yarısından sonra parmakları fırça tutmaktan artık sızlar halde ancak tamamlayabilmiş kişiye ne denir?

Cevap : TEMBEL ÖĞRENCİ

Ben oyum işte.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails