29 Eylül 2010 Çarşamba

Hayat beni neden yoruyorsun?


Hep kitaplardan bahsetmişim son günlerde.Eh,kitaplar iyi güzel de hayat her zaman roman gibi olmuyor ne yazık ki.Okullar açılalı 10 gün oldu ama bana 10 ay olmuş gibi geliyor.Yoruldum.

Okul açıldığından beri Deniz'in her gün ben bugün okula gitmeyeceğim mızıldanmaları,onu,kimi zaman tatlı tatlı anlatarak,kimi zaman gitmek zorunda olduğunu kati surette belirterek,rüşvetlerle,vaadlerle ikna etme çalışmaları beni yordu.Sanki geçen sene boyunca okula gitmemiş gibi,sanki geçen sene bunların aynısını yaşamamışız gibi,her şeye sil baştan başlamak...Anlatması bile zorluyor.

Bir de üstüne bu sene okulun pansiyonunda-dışardan yeterince belletmen bulunamadığından-haftada bir nöbet tutmak zorunda kalmak,her gün okulda zaten yeterince can sıkıcı olan bu konu hakkında sürekli homurdanan insanları dinlemek,arada dayanamayıp aynı perdeden lafa katılmak,tek kelimeyle yıprattı.

Bazen kendimi yukardaki gibi bir yolda yürüyormuş gibi hissediyorum.Yolun sonunda ışıl ışıl bir deniz var,biliyorum ama oraya ne zaman ulaşırım bilemiyorum.Güneşin altında,sıcak asfaltta habire yürüyorum.

28 Eylül 2010 Salı

I-ıh olmamış


Dan Brown'un önceki kitaplarını bitirdiğimde "Tüh,ne çabuk bitti" derken Kayıp Sembol'u bitirdiğimde "Oh,çok şükür bitti" şeklindeydi tepkim.Kitapla ilgili başka söze hacet var mı?

Bir de sevgili Profesör Langdon,sözüm sana.Helikopterden düşüyorsun,ölmüyorsun,su dolu tabutta kalıyorsun bilmem ne kadar zaman,ölmüyorsun,daha neler neler...Dokuz canlı mısın be adam?

23 Eylül 2010 Perşembe

Suat ile Süreyya


Yeni kitaplarım daha elime ulaşmadığından eski stoktan devam ediyorum şimdilik.Mehmet Rauf'un Eylül'ünü okuyorum.Yeni kitaplarda bulunmayan lezzetli bir dili var.Eski kitaplardaki bunaltıcı ağdalanmış dil değil.Yalnız kitapta Suat ile Süreyya isimli karakterler var ki ben,yaklaşık ilk on sayfa Suat'ı erkek,Süreyya'yı kadın zannederek okudum.Meğer tam tersiymiş!

22 Eylül 2010 Çarşamba

Kınıyorum !

Bekir Coşkun,referandum öncesi hükümete yönelik fikirlerini cesurca,sakınmadan yazdığı ve bu birilerinin hiç hoşuna gitmediği için Habertürk Gazetesin'den ayrılmak zorunda kaldı.İşte vadedilen demokrasi ve özgürlük!!!Yasakçı zihniyetli iktidar sahipleri şunu bilmeliler ki,ellerindeki güç sadece zahiren bazı şeyleri değiştirebilir,kafaların içindekini değiştirmeye yetmez.
Haşiye:Ne Bekir Coşkun'un tüm fikirlerine tamamen katılan bir okurum ne de hükümete kayıtsız şartsız karşı olan biri.Ben sadece yasaklar konulmasına karşıyım.İnsanca değil.Hem de gerçekten ne işe yaramış ki bugüne kadar.

20 Eylül 2010 Pazartesi

Tatmin

Alışveriş sevmiyorum diyen var mı?Eh,tek tük çıkar belki.Ama çoğunluk bu soruya cevap vermeye bile gerek görmez,gülüp geçer.Ben de bayılırım alışverişe.Her türlüsüne.Beni en çok mest edeni ise kitap alışverişi.Kitapçıda uzun uzun dolaşmak,kağıt kokusunu içime çekerken bir o kitabın bir bu kitabın arka kapağını çevirip okumak sonra da en sevdiklerimi yüklenip kasaya yollanmak.Bitmedi,eve gelip kitaplarıma tek tek isim,tarih yazmak,onları bir bir kitaplığıma dizmek ve nihayet kitaplığın karşısına geçip seyretmek.İşte bu ritüelden daha fazla haz aldığım çok az şey vardır hayatta.

Ne yazık ki,bu şehirde böyle gönlümce alışveriş yapabileceğim bir kitapçı henüz yok-bir gün olur mu acaba?O yüzden yukardaki senaryonun ilk kısmında bir değişiklik yapıp kitaplarımı elleye,koklaya değil,internetten seçmek zorundayım.Ama ikinci kısım değişmiyor.Sabırsızlıkla kargoyu beklemek,heyecanla paketi açmak ve devamı için yukarıya bakınız..

Ne çok anlattım böyle.Halbuki bahsettiğim hepi topu bir kitap alışverişi.Ama bu kadar yazıyorsam sebebi var.Ne zamandır anlayamadığım bir sorundan dolayı internetten,yıllardır alışveriş yaptığım siteden kitap alamıyordum.Biraz önce nihayet sorunu çözdüm ve bir dolu kitap sipariş ettim.Heyecanım bundan,mazur görün.Bir sürü yeni kitabım olacak üç vakte kadar.Çok mutluyum :)


Yukardaki fotoğrafı bir köy evinde çekmiştim.O,bayağı bildiğin köy evinde böyle bir kitaplık görmek çok hoşuma gitmişti.Belki hiç okunmamış,gazeteden çıkmış ansiklopediler,bir sürü dini kitap arasında Elif Şafak,Peyami Safa da kendine yer bulmuştu.İçim sıcacık oluvermişti..

Ya 3 olsaydı ve okul başlıyoor..


Cumartesi eve döndükten sonra kendine her an yeni heyecanlar arayan oğlum kuzenini bize çağırdı.Bir kaç saat sonra küçük kuzen de onlara katıldı.Ondan sonrasını hatırlamıyorum.Tek bildiğim ortada her an zıplayan,hoplayan,bağıran,çığlık atan,ağlayan 3 küçük adamın dolaştığı.Konuklarımız gittikten sonra eve dönüp baktığınızda burdan bir ordu geçmiş derdiniz.


Onların ardından Bülent'le girdiğimiz mecburi ve yoğun temizlik faaliyeti bitince birbirimize dönüp "3 tane olsaydı demek böyle olacakmış,Allah korumuş bizi" dedik.Fotoğraflardakiler bahsi geçen ufaklıklar oluyor.Üçünü aynı anda yanyana durur vaziyette bulmak imkansız olduğundan ancak böyle fotoğrafları çekilebiliyor :)

Tatilin son gününü de bu şekilde tükettikten sonra geldik okul gününe.Kendim için ayrı bir heyecan,Deniz için ayrı bir heyecan var içimde.Bu yaz,tatil uzun sürdüğünden mi nedir,kendimi okula yeni başlayan bir öğrenci gibi hissediyorum,biraz şaşkın.Aynı anda,Deniz alışabilecek mi,yeni öğretmeni nasıl,sınıfı da çok güneş alıyor,sıcak mı olur acaba gibi bir sürü alakalı alakasız soru var kafamda.Hayırlı,huzurlu,bereketli bir öğretim yılı olur umarım.Vira Bismillah..

19 Eylül 2010 Pazar

Düğünü geç yeşile gel


Haftasonu Bülent'in memleketindeydik.Afşin'de.


Düğünümüz vardı.


Bir sürü eve konuk olduk.


Hep bahçeli,hep salıncaklı evlere.
Misafirperver insanların evlerine.


Ağaçlardan koparıp yedik elmalarımızı
Kıpkırmızı,mis kokulu domateslere doyamadık
Fesleğenlere dokundu Deniz,tüm bahçe fesleğen kokusuyla doluverdi



Tarçın vardı bir de



Deniz'in aklı gitti




Dostluğuna güven olmuyor ama Tarçın'ın
Tam sevilirken ufak bir hatıra bırakmayı ihmal etmedi Deniz'in ayağına
İlk tırmık...

16 Eylül 2010 Perşembe

Nihayet kitaplar...

Uzun zamandır okuduğum kitaplardan bahsetmediğimi farkettim.Serde tembellik had safhada,mazur görülmeli.Gerçi son okuduğum kitaba göre asla kendim hakkında böyle bir şey söylememeliyim.Mazallah evrenin kulağına gider de cezamı görürüm sonunda.Nihayet ben de bu "evren,enerji" nanelerine bulaştım.Öğrenmem için kitaba da pek lüzum yoktu aslında.Orda,burda,her yerde istemesem de o kadar çok karşıma çıkıyordu ki bu mevzu,zaten epey bir şeyler bilir olmuştum.Yine de Decaf Latte'de Evrenden Torpilim Var kitabından bahsedilince almak istedim.Ne de olsa blogun sahibi pek nazenin bir hanımefendi.Severim kendisini.En son kişisel gelişim kitabı okuyalı 10 yıl oldu sanırım.O zamanlar bu kitapların yazarına ve yayıncısına para kazandırmaktan başka kimseye bir faydası olmadığına hükmetmiştim.Şimdi de fikrim değişmedi pek.Kitabın-her ne kadar benim inanç sistemimle çelişkiler taşısa da-önerileri uygulandığında faydalı olabileceğine kanaat getirdim.Amma velakin iş,önerilenleri hayata tatbik edebilmek zaten.Kitabı az önce bitirdim,şimdilik yapabilirim gibi geliyor ancak bundan bir hafta,bir ay,bir yıl sonra,sinirli,hüzünlü bir anımda da kitabı hatırlayabilir miyim bilemiyorum.Sanmam,çabuk vazgeçerim başladığım şeyden zaten.Amaan,bunu da söylememeliydim değil mi?

Yaz başından beri çok kitap okudum.Yazamayacağım şimdi onları,uğraşamam.Bundan sonrakiler yazılsın artık.Ama,5 ciltlik bir Ramses serisi vardı ki,bir haftada okuyup bitirdiğim,yer gök tanrı olmuştu o bir haftada.Şu tanrısı,bu tanrısı,kolunu sallasan tanrıya çarpıyor.Kolay değilmiş işleri gariplerin,akılda tutması bile zorken,bir de o kadar tanrıya ibadet et,yazık.



15 Eylül 2010 Çarşamba

Bir yazı

Şurda bir yazı var.Okumalı.Ama illa da erkekler okumalı.

13 Eylül 2010 Pazartesi

İlk yağmur


Bazı kokular vardır,kokunun sahibinden daha cazibeli.Kahve kokusu gibi,közlenmiş mısır kokusu gibi,kestane kokusu gibi...Yağmur kokusu da öyle.Şu anda yağmurda ıslanmayı hiç istemesem de dışardan gelen bu sonbaharın ilk yağmurunun kokusunu içime çekmeye doyamıyorum.

Bir de,yağmurun fotoğrafı çekilemiyor,farkında mısınız?

İlk kaçamak

Bir önceki postta sözlerim çok içten gelmiş herhalde ki bu bayram bizde ilk kez arabaya atlayıp tatile gidenlerden olduk.Tabii bahsi geçen gözü kapıda anne babaların ellerini öpmeyi ihmal etmedik yola çıkmadan.Güzeldi,kaçamak olduğu için daha da güzeldi.Ama en güzeli iki yıldır bizim bol gezmeli tozmalı tatil anlayışımızdan dolayı keyfince deniz-havuz sefası süremeyen Deniz'i bu kez kimsenin "haydi gidiyoruz" diyerek zorla sudan çıkarmamasıydı.Üç gün su kuşu oldu beyefendi.Dün de aslında salıya kadar hiç bir işimiz olmamasına rağmen oy kullanacağız diye koşa koşa evimize geldik. Sanırım 2010'un tatil serüvenleri de böylece bittii..

8 Eylül 2010 Çarşamba

Bayramları sevmiyorum


Evet biliyorum,başlık pek kulağımızın alıştığı bir cümle değil.Ama ne yapayım,sevmiyorum bayramları.Bayram demek büyükleri ziyaret demek bizde.Malum nerdeyse tüm akrabalarla aynı şehirde yaşıyoruz.Onlar gözleri kapıda beklerken-özellikle de anneler,babalar-aman boşver demek olmuyor işte.Bayramları şehir dışına kaçmak gibi toplumda son yıllarda olağan hale gelmiş bir alışkanlığımız da yok.Zaten tatili bol bir meslek yapıyoruz karı koca."Bir kaç gün boş vaktimiz var,fırsat bu fırsat,hadi tatile gidelim." mazeretine kendimiz bile inanmıyoruz o yüzden.E sonuçta biz de ziyaretlere gidiyoruz.Gittiğimiz insanlarla ilgili bir durum değil bu,mesele buna mecbur olmakta sanırım.Canım istediğinde gideyim,göreyim,sohbet edeyim istiyorum.Sırf bayram gelmiş diye değil.Çocukken de böyle hissederdim.Ne alınan yeni kıyafetler,ne verilen harçlıklar bu fikrimi değiştirmeye yetmezdi.Hep bir telaş gibi gelirdi bayramlar,ordan oraya,ordan oraya.Hala bir şey değişmiş değil.Halbuki geleneksel şeyleri severim genelde.Ramazan davulcusunu bile seviyorum hatta.Bayramın dini yönden önemini tam kavrayamamaktan kaynaklanıyor galiba.Bu konuyla ilgili iyi bir kitap okusam işe yarar belki.Yine de hayırlı,huzurlu,güzel bir bayram olsun herkese,değil mi ama?

7 Eylül 2010 Salı

Hayatımın şarkısını yeniden buldum


Eskilerden bir CD almış Bülent geçenlerde.Arabadayız.Akşam saat 7.Taktım güneş gözlüklerimi.Kendi içime daha çok çekilebilmek için belki.Çalmaya başladı şarkılar.Hmm,hepsi güzel,hepsi anılarla dolu.Ama bir süre sonra tekdüze gelmeye başlıyorlar.Güzel şeyler bile alışkanlık yapıp sıradanlaşabiliyor rahatlıkla demek ki.Halbuki şarkılardan biri radyolardaki abuk sabuk tıngırtıların arasında karşımıza çıkıverse yolda elmas bulmuş gibi sevinirdik.Tam artık şarkıları farkedemez olmuşken birden bu çalmaya başladı.Unutmuşum ben bu şarkıyı.20 yıl önce her dinleyişimde kalbimi yerinden hoplattığı gibi yine başardı,yine burnumun direğini sızlattı.Ergenlik dönemimde yani önemli şeylerin benim için önemsiz,önemsiz şeylerinse gereğinden fazla önemli olduğu dönemimde ne müthişti bu şarkı benim için.Ama şimdi anlıyorum ki bu düşüncem sadece bir ergenlik yanılsaması değil aksine çok doğru bir tespitmiş.Artık sürekli,ardarda dinliyorum.Aradaki 20 yıllık açığı kapatmak için..

Şaplak


Facebook'ta "Caiollu'nun kafasına bi şaplak atmak isteyenler" grubu varmış.
Fena fikir değil ;)

6 Eylül 2010 Pazartesi

Beni çok mutlu ettin Prettycool !


Bu blogun ilk ismi  Hep Bebeğim Kal idi.Amacı oğlumun hatıralarını,oğlumla bizim hatıralarımızı hafızamızın güvenilmez ellerine teslim etmemekti.Sonra yazdıkça baktım ki sadece Deniz'den bahsetmiyorum burada.Aile halimizden,aklımdan geçenlerden,okuduklarımdan,çizdiklerimden de bahsediyorum.O halde blogun içeriğine uygun bir isim koyayım dedim.Resimli Günlük olarak değiştirdim.

Ama sonuçta yine bir günlük burası.Hiç bir iddiası olmayan,uğrayıp da okuyanlara yeni ufuklar vadetmeyen,yeni şeyler öğretmeyen,sadece bizden bahsettiğim bir blog.Yani bizim hayatımızın rasathanesi.Bu niyetlerle başladığım için çok popüler olsun,çok tıklansın,blog dünyasında bir çığır açsın gibi hiç bir beklentim de yok blogla ilgili.Tabii ziyaret edenler,yorum bırakanlar oldukça mutlu oluyorum ama popüler olmak için yapılması gerekenleri (her işin bir raconu vardır) yapmıyorum,yapmak da istemiyorum.Sadece içimden geldiği gibi,içimden geldiği zaman yazmak ve içimden gelen blogları dolaşmak,yorum bırakmak istiyorum.Bunun dışında bir şeyler için baskı altında hissetmek istemiyorum kendimi burada.(Aynı sebeplerden,kendi akrabalarımdan ve arkadaşlarımdan da çok az kişinin bu blogdan haberi var)Zaten nihayetinde de Resimli Günlük'ün çok tanındığını kimse iddia edemez.

Bu arada birisi çıktı.Benim yazılarımı okudu,güzel yorumlar bıraktı,duygu olarak birbirimize yakın olduğumuzu kelimeleriyle hissetirdi.Bununla da yetinmedi,hiç üşenmeden minik Duru'sundan fırsat bulup Resimli Günlük hakkındaki beğenilerini blogunda yazdı.Ve benim "burası benim özelim,kimse sevsin diye uğraşmam" havalarımı bitiriverdi.Bir insanın en baş ihtiyaçlarından biri beğenilme,onaylanma imiş.Beğenilmek güzelmiş.İşte bu yüzden sevgili Prettycool sen beni çook mutlu ettin.

3 Eylül 2010 Cuma

Diş Sürprizi



Dün gece huzursuz uyudu Deniz.Uykudan tam uyanıp derdini de söyleyemiyordu ama gece boyu mızmızlanıp yüzünü gözünü ovuşturup durdu.Sabah olunca bir durum incelemesi yaptık vee sonuç:Deniz'in dişi çıkıyor.Karşılıklı iki azı dişinin de uçları nokta nokta belirmiş kuzucuğun.Hiç inceleyip araştırmamıştım bu dişler ne zaman çıkacak diye.O yüzden birden sürpriz gibi oldu.Şaşırdım,hoşuma gitti.

Daha evvelki diş çıkardığı dönem sanki bir sürü diş peşi peşine çıktığı ve beraberinde bir sürü de huysuzluk getirdiği için çok da sevdiğim bir dönem olmamıştı,hatırlıyorum.Şimdi ise huysuzluk yok beyefendide,merak var.Aynanın karşısında ağzını sonuna kadar açıp yeni dişini inceliyor gün boyu defalarca.

Ben de karşısına geçip onu,oğlumu inceliyorum.Bazen nasıl da büyüdü zannetiğimi ama aslında küçücük olduğunu,dişiyle,aklıyla,fikriyle sürekli tamamlanmaya,birey olmaya çabaladığını görüyorum.

2 Eylül 2010 Perşembe

Asıl mesele arada harcanan pilavım


Turp,mor lahana,çilek ve erik.
Nedir bunların ortak yanı?
Ağustos'un son günü sevgili kocamın yaptığı manav alışverişi sonrası bizim buzdolabına yerleşmiş olmaları.
Gelen poşetleri açtıkça içinden çıkanların mevsimle alakasını kurmayı başaramamışken üstüne bir de "nasıl,iyi almış mıyım" sorusuna heves kırmayacak ama "cık,olmamış" mesajını da barındıracak bir yanıt bulmanın telaşına düştüm.Tezgahlar birbirinden körpe patlıcanlar,kabaklar,armutlar,şeftalilerle doluyken bilumum baharlık,kışlık meyveler,sebzeler niye alınmıştı ki?
Mevsimi dışında sağlıksız,lezzetsiz yiyeceklerin dolabımı işgal etmesi değil mesele aslında.Nedir ki,yenir biter bir seferlik.Mesele şu ki,hani tereyağ sağlıksız dediler diye içine 1 kaşık tereyağ koyduğum pilavdan lokma almayan adam,canı Ağustos'ta turp isteyince niye sağlık konusunu es geçiveriyor.Bu ne perhiz,bu ne lahana turşusu demezler mi sonra.Başkasını bilmem de ben diyorum işte.Yazık değil mi benim caanım pilavıma.

1 Eylül 2010 Çarşamba

Hayatıma renk kattın Eylül'cüm be


1 Eylül 2010
Ufaktan tefekten ilkler günü
Bu sene okulun zilsiz,öğrencisiz ilk günü (ki okulun en sevdiğim zamanlarından biridir)
Nihayet 1 ay sonra,havanın bir kaç derece serinlemesiyle kendimizi sıcaktan oraya buraya atmadan baştan sona yatak odasında uyuyabildiğimiz ilk gün
İş hayatımın başlaması itibariyle 1 aydan sonra makyaj yaptığım ilk gün (sıcaktan amma salmışım kendimi,rimel nasıl sürülür onu bile unutmuşum yahu)


LinkWithin

Related Posts with Thumbnails