26 Kasım 2010 Cuma

Ankara güzellemesi (Gecikmiş bir mim)



Geçenlerde kitaplığımda eşelenirken Patrick Süskind'in Bay Sommer'in Öyküsü kitabının ilk sayfasına düştüğüm not çarptı gözüme: "Tahmin edebileceğin bir Ankara günü" yazmışım.İsabetli not. 99 Haziran'ında almışım kitabı,aradan şunca zaman geçmiş,gayet rahat tahmin edebiliyorum nasıl bir gün olduğunu.

Okuldan çıkıp (genelde okulu kırıp) eve dönerken illa ki Kızılay'a uğramalıydım.Onca zaman yaşadım Ankara'da, Kızılay'a bir selam çakmadan eve döndüğüm vaki değildir herhalde.Hava durumu müsaitse güzel bir parkta,çoğunlukla da Karanfil'deki ya da Sakarya'daki kitapçılarda uzun uzun vakit geçirip,öğrenci bütçesiyle bir şeyler atıştırıp hadi olmadı sakin bir kafede bir şeyler yudumlayıp,vitrinleri inceleyip,sokaklarda salına salına vakit geçirmezsem yaşamamış gibi hissederdim o günü.İşte yine öyle bir günde almış olmalıydım kitabı.

Bazen de binerdim hiç bilmediğim bir otobüse,son durağa kadar giderdim.Oraları tanımak babında.Hayatta en çok zevk aldığım şeyleri yaşadım Ankara'da,tiyatro eğitimi aldım,tezhiple tanıştım...

Bayılırdım Ankara'ya,her köşesi mutlu ederdi beni.Çok istemiştim üniversiteyi orada okumayı zaten.Halbuki daha önce görmüşlüğüm bile yoktu.Olur ya her gencin küçük dünyasında bir idolü,benim de teyzemdi o kişi.Ailenin en kültürlü,en karizmatik,işte ne bileyim benim için en bi en bireyiydi ve o dönemlerde  Ankara'da yaşıyordu.Ondandı herhalde Ankara'yı daha görmeden sevişim.Gördükten sonra da sevgim arttı.Ankara'ya her gidişimde daha Mamak'ın oralarda içimi bir mutluluk kaplardı.Benim şehrimdi orası.Orda doğup büyümemiştim ama öyle gibi seviyordum.İnsanlarını seviyordum,caddelerini,sokaklarını,ağaçlarını,buzz gibi soğuğunu.Duygusal bakmıyorum,gerçekten güzel bir şehir,haksız mıyım?Belki de ben güzel yerlerinde yaşadığımdan hep,Küçükesat,Emek,Çankaya...

Leylak Dalı orada yaşadıkların orayı sevmende etkendir demişti ama sanmam.Kötü günler de yaşadım Ankara'da,her insan gibi çok mutsuz olduğum zamanlar da oldu.Yaşadıklarımdan bağımsız,karşılıksız bir sevgi benimkisi.Kalıcı bir sevgi bu üstelik,hala devam ediyor.Televizyonda görsem Ankara'nın bir köşesini ekrana yapışıp kalıyorum.

Bir sürü anı canlandı kafamda okuduğum bir cümleyle.Daha buraya yazmadığım neler neler geçiriverdi hafızam zihnimin köşelerinden.Her yer başka anılarla dolu,Meşrutiyet,Tunalı Hilmi,Abidin Daver Sokak...


Baktım da bu yazı sevgili Hilal'in mimine tam bir cevap olmuş :)

Hatırlama mimiymiş bu.Sevgili Deli Anne veNezleli Karga bilmem ne zamanlar yazdığınız günlüğe veya benim gibi ufacık bir nota bakıp o zamanlar nerde,neler yapıyor,neler yaşıyordunuz bizimle paylaşır mısınız?

Haşiye: Bahsettiğim kitabı tavsiye ederim.Çok tatlı bir kitap.Üstelik Can Yayınları Sempé'nin çizimleriyle yayımlamış.

Şıklar biraz fazla oldu ama..


Akşam vakti oğlunu okuldan almaya giden bir anne oğlunun kafasının sınıftaki bir çocuk tarafından kalemle iki yerinden delindiğini,oğluşun tabiriyle akan kandan bilmem kaç peçetenin yırtıldığını duyunca o anne ne yapar?

a) Duyduklarının şokuyla ilk an ne tepki vereceğini bilemeden kalakalır.

b) Oğlunun o anda çektiği acıyı,nasıl ağlamış olabileceğini düşündükçe içindeki sızıdan sabahlara kadar uykuları kaçar.

c) Aklına ellibin tane soru takılır.Ya beyni etkilendiyse,kalemin ucu metal miydi,ya tetanos olursa...

d) Olay gerçekleştiği sırada sınıfta olmadığını çünkü okulda bir toplantıya katılmak zorunda olduğunu söyleyen öğretmene inanıp inanmamakta tereddüd eder.

e) Öğretmenin dediği doğruysa ,ders saatinde toplantı yapıp sınıflarda öğrencileri yapayalnız bırakma gafletinde bulunan idareyi beceriksizlik ve sorumsuzlukla suçlar.

f) Olayın failinin de küçücük bir çocuk olduğunu,yaptığı davranışları hangi bilinç düzeyiyle yaptığını bildiği halde artık onun yüzünü görmeye dayanamaz,handiyse çocuğa kin duyar. 

g) En çok da çocuklarında sürekli saldırgan tutumlar olduğunu bildikleri halde şu ana kadar hiç bir tedbir almadıkları gibi şimdi de duruma "ama oğlum arkadaş incitilir mi"  gevşekliğiyle yaklaşan fail çocuğun ailesini kafasının içinde suçlar da suçlar.

h) Hepsi

22 Kasım 2010 Pazartesi

Çığlık çığlığa bir bayram


Pek bir sosyetik mi olduk ne?Yıllardır her bayramı ruhuna uygun(!) yaşayıp giderken bu sene tam bir bayram tatilcisi olduk çıktık.Bayram kaçışlarımızdaki mekan da hep aynı.Bülent'i sardı bu tatil işi.Bir dahaki bayrama önceden rezervasyon yaptırıp değişik yerlere gidelim demeye başladı.Uyar bana,bayılırım zaten gezmeye,yeni yerler görmeye.


Hava muhteşemdi.Kasım'da sahil başkaymış.İzlemek,sesini dinlemek çok zevkliydi denizin.Dokuz günün tamamını evde geçirmemek başlı başına iyi geldi.Sonbahar her sene bu kadar güzel miydi?



Yalnız şöyle bir durum var ki,çekirdek aile olarak gitmedik bu sefer.Babaanneler,halalar pek bir kalabalıktık.Bu ne demek?Şu Muhteşem üçlü her an bir aradaydı demek.Bu ne demek?Ortalıkta her an bir gürültü,bir hareket,kavga,çekişme,çığlık vardı demek.Bu ne demek?Büyüklerden sürekli "oğlum sakin olun,çocuklar yapmayın,yavaş biraz,kızacağım bak şimdi,geliyorum yanınıza ha,durun düşeceksiniz,birbirinizi incitmeyin,birbirinizi öldürmeyin,ay bu gürültüden bana bir şeyler olacak" nidaları yükseldi demek.



Sevgili kocacığım,tamam gezelim,dolaşalım ama bundan sonra mümkünse başbaşa,hadi o olmadı diyelim sadece üçümüz.Olmaz mı canım?


16 Kasım 2010 Salı

Çifte kutlama


Bugün Resimli Günlük'ün birinci yaş günü.Başlarken bu maymun iştahlılıkla  bir süre sonra vazgeçerim nasıl olsa dediğim ama hayret ki devam ettiğim,hatta tutkuyla bağlandığım bir günlük.Nedenini tam anlamasam da çok keyif alıyorum yazmaktan,okumaktan...Yepyeni insanlar,hayatlar tanıyorum.Kimilerine hayran oluyor,kimilerini çok seviyor,kimilerinden yeni şeyler öğreniyorum.Durup dururken yepyeni bir dünya kurmuşum kendime gibi hissediyorum.Bana ait,özenli,sevilen bir dünya.Bakalım ne kadar sürecek?

Bir de bayram var tabii.Hala sevdiğim söylenemez,hatta konuyla ilgili fikrim "of,yine mi bayram" şeklinde.Birinci gününü de devirdik ama yine de mutlu bayramlar herkese!


15 Kasım 2010 Pazartesi

Ninni maceraları-2


Mesaj içerikli başlangıç kısmı ve yumuşak melodisiyle  bu gecenin ninnisi olarak seçtiğim şarkı,itiraf ediyorum yanlış bir seçimmiş.

Olay şöyle gelişti:
Anne: Kapat gözleriniii kimse görmesiiin.Yalnız..
Deniz:Niye kapat diyor ki?
Anne: (Kısa bir açıklama yapar ve devam eder) Yalnız benim içiiin bak yeşil yeşil.Gözle..
Deniz:Nasıl yeşil bakacak,canavar mı o?
Anne:(Kısa açıklama,devam) Gözleriiin kimseyee ümiiiit vermesiiiin.Yalnı..
Deniz:O ne demeek?!!
Anne:(Hala aynı şarkıya devamla çocuğunu uyutabileceği düşüncesinden vazgeçmemiş,açıklar) Yalnız beniim içiiin bak yeşil yeşiiil. (Neyse bu sefer soru sormadı,oh!)

Şakının ikinci kıtasını yazmama gerek var mı?Orası daha karışık üstelik,ölürcesine sevmek,tanrı ne,falan filan...

14 Kasım 2010 Pazar

Gelinler değilmiş tek hüzünlenen meğer..


Alemsin çocuk...
Gece gece güldürdün beni
Bıyık altından geçiveren duygulanmayı saymazsak...

Yatakta ninni niyetine "Hani şu annemi,babamı,köyümü özledim vardı ya,nasıldı o?" sorusuyla malum türküyü söyletti bana.Finalde de "Zaten ben senden hiç ayrılmayacağım ki" diyerek boynuma sımsıkı sarılıverdi.

Kendime özel not


Şu bir buçuk ayda anladım ki artık birbirimizi daha iyi tanıyoruz...

13 Kasım 2010 Cumartesi

Artık minik bebeğim değil misin bebeğim?


Ne zamandır sallanan ama ufucuk canlı oğlumun dokunmaya çekindiği ön dişi,dün doktorunun tek ve kararlı hamlesiyle ömrünü tamamladı.Önce çok şaşıran sonra çok sevinen Deniz'in konuyla ilgili yorumu, "Anne bugün hayatımın en mutlu günü!" oldu.Dişlerinin yeni görünümüyle büyüdüğü de tescillendi ne yazık ki :(

11 Kasım 2010 Perşembe

Bir asansör gürültüsünün hatırlattıkları

Sabah..Ezan vakti.Kalkıyorum,namaz kılıyorum,hemencecik geri yatağa giriyorum.Hava soğuk artık malum.İlla da güneş yokken.Güneş giderken kendine ait ne var ne yok çekip götürüyor sanki bu mevsimde.Ama yatağın içi sıcacık.Sarınıyorum yorganıma..

Apartmandaki asansör hareket ediyor.Gecenin sessizliğinde sesi yatak odasına kadar doluyor.Kim,nereye gidiyor ki bu saatte?Namaza,camiiye mi yoksa?Sabah namazına camiiye giden tek tanıdığım dedemdi,bunu ayrımsıyorum birden.Şimdi gidemiyor,yaşlandı..Ben çocukken giderdi.

Anneannemlerin iki katlı,bahçeli bir evi vardı eskiden.Ne ilginçti o evin yapısı.Şimdiki birbirinin kopyası evler gibi değil.Nev-i şahsına münhasır evlerden.Alt katta bir sürü oda vardı,ıvır zıvırla dolu,yaşanmayan.Yukarda bütün odalar bir salona açılıyordu.Dışarda koskocaman bir balkon,burda 'ayaz' deniyor.Tuvalete,banyoya giderken ayazdan geçilirdi.İlginç.Yağmuru var,karı var değil mi?Bir de bahçede iki odalı küçük bir ev daha vardı.Orası da atıl,boş,ıvır zıvırla dolu.Sattılar orayı anneannemler.Bakımı zordu.Şimdi apartmanda yaşıyorlar,yaşlandılar..

Büyük teyzem Adana'da öğretmendi.Okullar tatil olur olmaz çocukları toplar Maraş'a annesine gelirdi.Biz Maraş'ta yaşıyorduk ama onlar gelince biz de hep anneannemlerde olurduk.O zamanlar kocalar kıymetsizmiymiş acaba,adamları bırakıp aylarca keyiflerine baktıklarına göre?Küçük teyzem de olurdu bazen.Önce Ankara'da okumuş,sonra Bursa'da çalışmaya başlamıştı.Tam tersi miydi yoksa?Hatırlayamadım şimdi.Neyse işte o da gelince ekip tamamlanırdı.Gerçi bir de dayım vardı ama o pek gelmezdi.Gelse bile yalnız gelirdi,karısı,çocuğu olmazdı yanında.Kendi dünyamda bu durum beni pek ilgilendirmezdi.Ama büyüklerin konuşmalarından bunun dikkate şayan olduğunu anlamıştım.

O zamanlar gündüzler gayet uzun ve hareketli gelirdi bana.Bu kadar insan üç öğün yemek beklediğine göre en azından,kadınların mutfak koşturması bitmezdi.Kocaman sofralar kurulurdu.Benimle aynı yaşlarda olan kuzenimle ne kadar çok oyun oynar,ne kadar çok kavga ederdik.Oyunların en zevklisi büyüklerin de katıldığı oyunlar olurdu.Özellikle annem diğerlerine göre daha çok oynardı bizimle,komik bir kadındı hem de.Annemin bu hallerini kanıksamış olduğumdan bana etkileyici gelmezdi ama kuzenim mest olurdu.Hatta o dönem annemi kendi annesinden bile çok sevdiğini söyleyerek zavallı teyzeciğimin bayağı bozulmasına sebep olurdu.Evet,evet hatırladım,o zamanlar sevgi listeleri yapardık.Tüm çocuklarının,torunlarının vesikalıklarını toplamış olan anneannem bunları ortaya çıkarır,o an seçilmiş bir kişi de-buna büyükler de dahil- sevme derecesine göre fotoğrafları sıralardı.

Geceleri büyüklerin lafı,sohbeti,kahkahaları hiç bitmezdi.Küçükler dayanamaz uyurdu.Kuzenim dinlemek isterdi ama uyku onun da zayıf noktasıydı ve biraz sonra pes ederdi.Ama ben otururdum,dinlerdim,kendimce ufaktan katılmaya çalışırdım esprilere.Ne önemliydi o zaman söylediğin bir sözün,yaptığın bir esprinin büyüklerce gerçekten beğenilmesi.Büyümeye çalışan ergen,yaşa bilumum kabul edilme uğraşlarını!
Vee nihayet uyku zamanı..O kocaman 'ayaz'a baştan sona yataklar serilirdi.Girilirdi yanyana yanyana pikelerin altına.Evin kedisi Papaz da muhakkak oralarda bir yerlerde olurdu.Hemen uyunmazdı ama yine de.Yatak sohbeti başlardı bu defa.

İşte o gecelerin sabahında görürdüm dedemi,namaza giderken.Sessizce,kimseyi rahatsız etmeden gider gelirdi.Canım benim...Bazen de ben de kalkar namaz kılardım,anlamını pek bilmeden.Şimdi farklı mı ki sanki?

Şimdi dönüp bakıyorum da ne şanslıymışım.Hayatımın bir bölümünü de olsa öyle kişilikli bir evde geçirdiğim için,çocukluğumda yaşadığım yerlerde hep bir kedi olduğu için,sabah karanlığında camiiye giden bir dede silueti hafızamda yer bulduğu için.

İllüstrasyon:Eamo Donnely

10 Kasım 2010 Çarşamba

G.ece Keyfi


Gecenin üçünde küçük adam anne babanın yatağına gelir yerleşir de baba bu sıkışıklıkta uyuyamayacağını anlayarak içerdeki kanepenin yolunu tutarsa yapılacak en güzel şey nedir?Tabii ki kocaman yatağa yayılıp mis kokulu küçük adama sıkı sıkı sarılarak bir yandan nefesini bir yandan minik minik kalp atışlarını dinleyerek uyumak değil mi?İşte dün gece biz de bunu yaptık :)

5 Kasım 2010 Cuma

Yumurta konusunda beklentilerim


Her bir meyvenin sebzenin genleriyle oynayıp bizi ne yediğimizden bihaber bırakan arkadaşlar,size söylüyorum!Hayır korkmayın size karşı olanlardan değilim hatta bir iş teklifinde bulunmaya geldim.Nasıl olsa sizin bu işten vazgeçeceğiniz yok,hazır el atmışken şu yumurtanın da genleriyle oynayıverin lütfen.Bence yemelik ve pastalık olarak ikiye ayırın yumurtaları.Pastalıklar yine eskisi gibi üretilebilir,sakıncası yok.Ama yemelik için olanları mümkünse tamamiyle yumurta sarısı halinde olsun.Beyaz kısmından hiç hoşlanmıyorum da.Eh,beyazını da atınca geriye pek bir şey kalmıyor.Zor olmasa gerek sizin için.Lütfen...

3 Kasım 2010 Çarşamba

Huzur,illa ki!


Sevgili Deli Anne'nin aklıma düşürmesiyle,son günlerde Deniz'le uyku öncesi dua dakikaları oluşturduk.Kitap okuma,süt içme,iyi geceler dileme,anneyi babayı öpücüklere boğma törenlerinin ardından mırıl mırıl duaya başlıyoruz.Belki sormamam gerek ama dayanamıyorum,her seferinde ne istedin Allah'tan diye soruyorum.Dün geceki duasını yazmadan geçemeyeceğim: "Allah'ım,evimizde huzurlu huzurlu yaşayalım,okulumuza huzurlu huzurlu gidelim,huzurlu huzurlu uyuyalım,huzurlu huzurlu yemek yiyelim,insanların hepsi huzurlu huzurlu yaşasın.İyiler kazansın,kötüler kaybetsin."

Açılmalı mı,açılmamalı mı?


İyi bir dinleyici olduğumu düşünürüm genelde.Belki ta çocukken okuduğum Carnegie kitaplarının beynime işlemesiyle sohbet konusunu genelde karşımdaki üzerinde tutmayı tercih ederim.Ne der Carnegie Efendi; "Herkes kendisinden bahsetmeye bayılır,buna izin ver."Tabii günlük hayatın lay lay lom konularında bol bol gevezelik ederim ama iş ciddi mevzulara,dertlerime,tasalarıma geldiğinde pek bir ketumumdur.Kendimi buna zorlamıyorum ama anlatamıyorum.Çok yakınımda ve benim için gerçekten üzüleceğini bildiğim insanları üzmek istemiyorum.Anlattıklarımı arkalarını döndüklerinde unutacak kadar uzak olduklarımı hiç listeye almıyorum zaten.Buraya da yazıp,ağlama duvarı haline getimek istemiyorum.Sadece Allah'a anlatıyorum.Zaten her sıkıntımı giderebilecek bir tek O değil mi?

Bir arkadaşım var,en ciddi,en mahrem meselelerini bile içinde tutmayıp dakikasında paylaşan.Bazen daha mı iyi yapıyor acaba diye düşünmüyor değilim.En şen kahkahalar da o arkadaştan yükseliyor çünkü her zaman.

Ben böyle kendimi tahlil ededururken,dün arkadaşlarla sohbet esnasında nasıl oldu,nasıl aşka geldim bilmem son günlerde canımı çok sıkan ailevi bir meseleyi pat diye anlatmaya başladım.Her ne kadar konu benimle alakalı değilse de,gayet özel bir konuydu ve daha anlatırken kendime şaşırdım.Çünkü anlatmak iyi geliyordu.10 gündür sürekli kalbimin bir tarafını sıkıştırıp duran boğucu his sanki uçup gitmeye başladı.Tabii mevzu çözülmedi ama kalbim biraz gevşedi.Tabii bir deneyimle değişecek değilim,ben yine aynı benim.Ancak şunca yıldan sonra hemcinslerimi anladım ki boşa değilmiş uzun uzun dertleşmeyi sevmeleri.Arada bir iyi gider gibi.


LinkWithin

Related Posts with Thumbnails