29 Mart 2011 Salı

Bu yazıdaki fotoğraflar gece rüyalarınıza girebilir,demedi demeyin !

Deniz'in bademcikleri iltihaplanmış.
İki gündür okula gidemedi.
Rapor aldım,ben de gitmedim.
Pazar gecesi çok fenaydı.
Düşmeyen bir ateş.
Gece defalarca kusma.
Pazartesi doktora gidip antibiyotiği almaya başladığından beri rahat.
Çok şükür.

Bu arada çaktırmadan haftasonunu uzatmış olduk.
İki gün fazladan tatil :)
Evde olmak ne güzel !
Üstelik bu arada bir yurt nöbetinden,bir de kat nöbetinden kurtuldum ki bu gerçekten harika.
Kendimi okulu kırmış öğrenciler gibi hissediyorum.
Mutlu ve özgür !
Çocuk hastalandı diye zil takıp oynuyor gibi bir izlenim mi veriyorum yoksa?
Hiç öyle şey olur mu canım?
Olaylara iyi tarafından bakıyorum sadece (!)
İnandırıcı geldiyse tabii :))

Hastalık aniden gelince randevu alamadan gittik doktorun kapısına.
Kapısına gitmek farklı kapısından girmek çok farklı tabii.
Bekledik,bekledik,bekledik . . .
Bir gün sıra bize de gelir mi diye çoook bekledik.

Deniz ilk yarım saat-kırk beş dakika hastalığın da tesiriyle gayet süzgündü.

Sonra sıkılmaktan ne yapacağını şaşırdı.
Tam bir yaratığa dönüştü :)




Sonra bu korkunç gösteriden bile sıkıldı,duruldu,sakinleşti.

Elindeki kırmızı araba bir kaç bin kilometre yol yapmıştı ki nihayet ismimiz söylendi.

"Burda beklemekten çok sıkıldım,onun için bir daha hiç hasta olmamaya çalışacağım anne"

Her işte bir hayır mı var demiş atalar?

27 Mart 2011 Pazar

Bir bilmecem var çocuklar


Sürekli kendi kendine konuşuyor,bir şeyler anlatıyor son zamanlarda.Bıdır bıdır,bıdır bıdır.Yemek yerken,oyun oynarken,tuvaletteyken,yatarken,kalkarken . . . Kafa ve ağız durmamacasına çalışıyor.Bazen çaktırmadan dinliyorum.Çok komik şeyler anlatıyor.Yine öyle zamanlarında bir bilmece uydurmuş.Daha bilen çıkmadı cevabını.Öğrenince aaa evet,doğru ya,diyorsunuz ama.

Annede değmez,babada değer
Dedede değmez,büyükbabada değer
Dayıda değmez,amcada değer
Bu nedir?

26 Mart 2011 Cumartesi

Not defterimizi açalım bakalım

Yine not verme zamanı.
Bu sefer kitapları değil yazarlarını görelim istedim.
Merak ederim ben okuduğum kitabı yazan nasıl biri diye.Bir tek ben mi böyleyim acaba?


Kar-Orhan Pamuk-5 üzerinden 5

Son kitabı dışında tüm kitaplarını okudum Pamuk'un.Kar,içlerinde en akıcı,en devamı meraklı beklenenlerdendi.



Şah ve Sultan-İskender Pala-5 üzerinden 5

İyi bir kurgu kaliteli bir dille birleşip bir de insana daha önce hiç bilgisi olmadığı Alevilik gibi bir konuda biraz da olsa fikir veriyorsa daha ne istenir.



Piraye-Canan Tan-5 üzerinden 2

Canan Tan hakkında hep iyi şeyler duyup nasılmış bir de ben bakayım diyerek aldım bu kitabı.Başta epey bir süre gençlere özellikle de genç kızlara yazılmış uyduruk bir roman izlenimi verse de sonradan biraz toparladı.Bir daha Canan Tan okur muyum derseniz,ı-ıh.



Siddhartha-Hermann Hesse-5 üzerinden 2

Bu adamı severim aslında,kitap da nobel falan almış ama konusu ilgi alanıma girmediğinden mi neyse sevemedim seni Siddhartha.



Okul Sıkıntısı-Daniel Pennac-5 üzerinden 3

İşte benim adamım! Okul Sıkıntısı,mesleğimden dolayı hoşuma gitti ama öğretmen değilseniz veya "tembel teneke" sıfatını hak eden bir çocuğunuz yoksa ilginizi çekmeyebilir.Bu kitap için bir iddiam yok ama eğer bir kitapkurduysanız yazarın Gulyabaniler Cenneti'ni, Küçük Yazı Satıcısı'nı ve Silahlı Peri'sini okumak sizi çok mutlu edecektir,eminim.


Uzun Yol Sürücüsü-Burhan Günel-5 üzerinden 1

Kitaptaki bir kaç öykü dışında diğerlerini bitirecek tahammül gücüm yoktu.Bu seninle maalesef ilk ve son karşılaşışımız sevgili yazar.



Hz.Aişe-Reşit Haylamaz-5 üzerinden 5

İyi geliyor böyle kitaplar kalbime,kafama,hayatıma.



Haşiye : Ne zamandır kafamı yoran misafir konusu iki gündür bedenimi yorarak nihayet kabul edildi,bitti.Şu anda çoook yorgun ama tüy gibi hafif hissediyorum kendimi.Üzerimden koca bir ağırlık kalktı sanki.Konuyla ilgili çok değerli katkılarından dolayı sevgili anneme teşekkürü bir borç bilirim :))

24 Mart 2011 Perşembe

Sevilmek


Deniz'in doğumgününe anneannemle dedem de gelmişti.Normalde annesiyle babasından başka kimseye pek kendini sevdirmeyen,öpüp koklatmayan Deniz,o gün,doğumgününün de coşkusuyla anneannem kapıdan girer girmez koşup boynuna sımsıkı sarılmıştı.O anda hepimiz hem çok şaşırmış hem de çok sevimli bulmuştuk bu sevgi gösterisini.Meğer bu sarılma 90'ına merdiven dayamış (90 sayısı sadece bir tahmin,gerçek yaşını kimseye söylememekte hala kararlı kendisi) anneannem için bizim için olduğundan çok daha fazla kıymetliymiş.Geçenlerde anneme dediğine göre Deniz'den gördüğü sevgi o günden beri yaşama sevinci olmuş kendisine.Durup durup o anı düşünüp mutlu oluyor,kendi kendine gülüyormuş.

Tıpkı Umut'un geçen gün bana hissettirdiği gibi.Geçtiğimiz hafta keyifsiz olduğum bir gün Umut'a telefonda içim sıkılıyor falan demişim.Sonra ben unuttum o telefon konuşmasını,içimdeki sıkıntı da geçti gitti zaten.Ama o unutmamış.Kaç gün sonra sabahın bir vakti bana telefon açıp nasılsın,bir sorun yok değil mi,diye sorunca ilk önce aramasının aslında başka sebebi olduğunu,lafı eveleyip gevelediğini düşünmüştüm.Israrla sorduğum halde sadece nasıl olduğumu öğrenmek için aradığını söyledi.Bunu anneme anlatınca kaç gündür beni de arıyor,ablam iyi mi diye soruyordu zaten dedi.Canım benim.Nasıl duygulandım.Tıpkı anneannemin dediği gibi yaşama sevincim arttı.

Velhasıl sevilmek iyi hissettiriyor,her yaşta,kim tarafından olursa olsun.


22 Mart 2011 Salı

Dışarı çık,içeri bak



Hafta sonu Bülent'in şehir dışından gelen çok samimi arkadaşı Mustafa bizde kaldı.Pazar sabahı kahvaltı yaptık.Mustafa,Bülent'e telefonundan bir şarkı açtı.(Mustafa konservatuarda okuyor,Bülent'in de şiddetli bir ilgisi olduğundan en çok konuştukları konu müzik.)Telefonda çalan şarkının akorlarını falan yakalamaya çalışıyorlar.Hassas mevzu yani.O sırada Deniz kendini müziğe kaptırdı,şarkı söyleyerek çılgınca dans etmeye başladı.Ama öyle böyle çılgın değil.Hani şu komik videolar gösterirler ya,oralardakiler gibi.Ben sorumluluk sahibi bir ev sahibi olarak "Oğlum dur biraz,şarkıyı duyamıyorlar bak senin sesinden" diyecek oldum.Mustafa hemen müdahale etti,"Baksanıza ya,ne kadar komik.Bir pazar sabahı kaç kişinin evinde bu kadar komik bir manzara olur?" diyerek.Haklıydı,ortam çok eğlenceliydi ve bu eğlencede baş aktör Deniz'di.Bıraktım Deniz'i bunun üzerine,bıraktım tadını çıkarsın,tadını çıkaralım.

Bazen elimizdekilerin ne kadar kıymetli olduğunu anlamak için bir başkasından duymak gerekiyor demek ki.

21 Mart 2011 Pazartesi

Mutlu son


3 yaş sendromunu biliyorduk da 6 yaş sendromu da var mıydı,hiç duymamıştık.Duymasak da öğretti bize Deniz sağolsun.Son zamanlarda bir hırçınlık,bir öfke,bir bunalım.Oğlum hepsini şimdi yapma birazını da ergenliğe sakla diyesim geliyor zaman zaman.

Bir kaç gün önce akşamüstü Bülent bizi okuldan aldı.Bizim ufaklıkta ne selam var ne sabah.Bülent de aksine nasıl sevecen,belli oğlunu çok özlemiş.Arabaya biner binmez "Helikopterimi tamir ettirdin mi baba?" diye sorguya başladı bizimki.Bülent,"Yok oğlum,bugün hiç fırsatım olmadı,söz yarın yaptıracağım" cümlesini bitirmeden kıyamet koptu.Sinirli sinirli sesler çıkarıyor,elindekileri koltuğa fırlatıyor,falan.Çok bozuldu Bülent,kalbi kırıldı.Haklı da.Gerçekten çok fedakar,ilgili bir baba çünkü."Seninle konuşmak beni çok üzüyor son zamanlarda,artık seninle konuşmayacağım" dedi Deniz'e.İlk tepkisi gayet burnundan kıl aldırmaz havada "Ben de seninle konuşmayacağım,sen de beni çok üzüyorsun." oldu.Bir kaç saat sonra içine battı herhalde."Anne,babama bir sürpriz hazırlayacağım" dedi.Patates baskısı yaptı.Bir de "Baba seni bir daha üzmeyeceğim,lütfen beni affet yazacağım" dedi.Başka bir kağıda yazdım cümleyi.Tek tek harfleri sürprizinin altına geçirdi.Bir de zarf hazırladı,okulda öğrendiği gibi.Kağıdı zarfa yerleştirdi,babanın kucağına bıraktı.Bir küslük hikayesi de mutlu sona erdi.

Haşiye : Yasak kalkana kadar bir daha yazmayacağım,uğraşmayacağım bir sürü diyorum.Yine dayanamıyorum.Dünya kadar şey birikiyor kafamda,bir o kadarı da unutuluyor gidiyor.

16 Mart 2011 Çarşamba

Sıktı

Günlerdir DNS ayarlarını değiştirip rahat rahat fink attığım blogger yine kudurdu.Yasak kalkıyor haberleri sevindirmişken bir kaç gündür iyice giremez oldum bloga.10 denemenin birinde tutturabiliyorum ancak.Kimseye yorum bırakamıyorum.Çoğu blogu hiç açamıyorum.Off,sıktı artık . .

Mim ve ödül,kısaca MÖ



Ödülüm var benim.Hem de Cep Aynasından.Manası ne güzel bu ödülün.Çok teşekkürler..

Mimim var bir de,sevgili İlknur'dan.

1) Gün içinde eğer gerçekleşirse şok geçireceğin şey ?

Saçlarımın bir gün kendi kendine güzelce bir şekil aldığını görürsem şok yaşarım herhalde.Boylarını kısalttığımdan beri şekil verme savaşı yaşıyoruz da her gün.

2) Gördüğün zaman eğer almazsam uyuyamam dediğin şey?

Ara ara olur.Özellikle de çok güzel bir kıyafeti bir de indirimdeyken görmüş ama bir sebepten almadan çıkmışsam.Çoğunlukla bütün gece düşünür düşünür ertesi gün de gider alırım.

3) Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey?

Diyet yapmıyorum.Ama yemeye bayıldığım bir sürü şey sıralayabilirim.Hatta diyebilirim ki et,tavuk,yumurta gibi bir kaç şey dışında yiyecek her şey bana çok keyif verir.

4) Uğurun var mı uğurun?

Yok,hiç yok.

5) Kendine yakıştırdığın renk?

Açık tenli olduğumdan soluk,pastel renkler yerine doygun,belirgin renkler bende daha iyi duruyor sanırım.Kırmızıyı çok severim.

6)Kendine yakıştırdığın takın?

Her aksesuarı,özellikle de orjinal bir tarafı olanları severim.Ama gözüme çok güzel gözükse de minyon olduğumdan o kocaman yüzükleri,küpeleri,upuzun kolyeleri kendime yakıştırmam.

7) Takıntın?

Herhangi bir şeyi yapabilmem için benim,ev çok derli toplu olacak.Bir yerde bir dağınıklık varsa kesinlikle başka bir şeyin başına geçemiyorum.Dağınıklığı toplamaktan asıl yapmak istediğime vaktim ve halim kalmıyor bazen ama neyse :)

8) Bavulum çoktan hazır,gitmek istediğim ülke?

Bana yeter ki seyahat olsun.Her yere giderim ben.Hiç ayırt etmem,söz :)

9)Ben bu şarkıyı duyunca şakırım..

Yar saçların lüle lüle.

10) Solunda ne var?

Bir koltuk,üzerinde Deniz'in ayıcığı,osu,şusu,busu..

15 Mart 2011 Salı

"Beğen" tuşu yok mu?



Okurken en çok zevk aldığın,hatta huzur duyduğun bloglar hangileri diye bir soru soracak olsalar bana sıralayacağım bir kaç isimden biri hiç şüphesiz Tuğba olurdu.Şimdi niye bunları yazdığımı bilmiyorum.Bugün blogunu okurken yazmak geldi içimden o kadar.Sadece bu hissimi ilerde hatırlayabilmek için yazıyorum belki.Niye bu kadar zevkle okuduğumu da bilmiyorum D.'nin, T.'nin ve K.'nın hayatını.Onların evinde de küçük bir fındık kurdu olduğu için mi?Fotoğraflarına bakmaya doyamadığım için mi?Bilgisayar ekranından bana akseden hayatlarını ışıltılı,renkli,huzurlu bulduğum için mi? Sebebi belki bunların bütünü,belki de hiç biri.Tek bildiğim seviyorum onları dikizlemeyi  :) Ayıp mı oldu böyle yazmak yoksa,ama öyle işte,dikizliyorum basbayağı.

Fotoğraf da oradan.

12 Mart 2011 Cumartesi

Yakınlık veya uzaklık.Tüm mesele bu.



Dün benim için sadece bir sezgi olan müsebbib hakkında bugün uzun uzun düşündüm . Anladım ki O 'na ne kadar uzaksam o kadar huzursuzum . Ne kadar yakınsam , ne kadar O 'nunla konuşuyorsam , O 'na ne kadar yakarıyorsam o kadar huzurlu .

Bundan demek , hayatımın en kötü senesinin , üniversitenin son senesinin , şimdi düşündükçe hayatımın en güzel senesi olduğunu hissetmem . Her şey öyle zordu ki o günlerde zahiren . Okulu bitirip bitiremeyeceğim bir muamma , aileme karşı mahcubiyetim had safhada , ekonomik sıkıntılarım diz boyu . Ama öyle çok O 'na dua ediyor , öyle çok sığınıyordum ki , şimdi o günlerin ruhumda yansıması sadece huzur .

Keza geçen yılki "dört gün" , görünürde en acı çektiğim dört gün iken şimdi o günlerden aklımda kalan sadece ne kadar huzurlu günler olduğu  .Ki o dört günü ben sürekli dua ile geçirmiştim nerdeyse .

Tam tersine gerçekten zevk alacağımı , mutlu olacağımı , çok istediğimi düşündüğüm şeyler yaparken gerçekten mutlu olmadığımı farkediyorum aslında . Mesela iki gün boyunca internetten kitap siparişi vermek için uğraştım , sitedeki bir karmaşadan dolayı bir türlü yapamıyordum . İki gün boyunca kafayı buna taktım . Okuyacak hiç kitabım kalmadığı ve o kitapları almayı çok istediğim için siparişi mutlaka vermeliydim . Onları satın alınca çok mutlu olacaktım . Ve dün nihayet sipariş verebildim . E , n'oldu ? Hiç . Bir anlık bir sevinç ve bitti . Ben yine aynı benim .

O mutluluk geçti ya hemen yeni bir arayışa girdim . Kargodan kitaplarım gelinceye kadar ne okuyacağıma kafayı taktım bu kez . Bugün tüm şartları zorlayıp , soğukta , çocuğu yanımda sürükleyerek kitapçıya gittim . Dün geceden beri bunun hayalini kuruyor , ne zaman , nasıl giderimin planlarını yapıyordum . Hayattan alacağım tüm tatmin bu kitabı satın almama bağlıydı sanki . Sonunda aldım kitabı ve yine bitti . Nirvana'ya falan ulaşmadım . Dün geceki Özlem nasılsa bu geceki de aynı . Fark yok .

Kitap örneği basit geldiyse daha büyüğünü vereyim . Bir kaç hafta önce Bülent'le hayallerimizin tatilinin planlarını yaptık . Hatta hayallerimizin demeyeyim , bu kadarını hayal bile etmiyordum çünkü . Rezervasyonumuzu yaptırdık , parasını ödedik . Tamam yani bitti , yazın gideceğiz inşallah . Gerçekleşmeden önce sevinçten uçacağımı , bu kadar konuştuktan sonra olmazsa çok yıkılacağımı düşünüyordum . Gerçekleşti , tamam , tabii ki mutluyum ama sonuçta ben yine benim . Kalbim mutluluktan çatlamıyor . Yaşadığım huzurdan başım dönmüyor . Eskiden neler yapıyor , neler hissediyor , nelere üzülüyor , nelere kızıyorsam yine aynı .

Anlıyorum ki gerçekte başımıza gelenlerin aslı iyi ya da kötü değil . Bu sadece bizim nasıl yorumladığımıza bağlı . En arzulanan , Rahmeti Sonsuz olandan gelen bir hediye gibi düşünüldüğünde ancak gerçek bir sevinç uyandırıyor sinede . Veya en istenmeyenle karşılaşıldığında bunu Şefkati Sonsuz olana sığınma vesilesi edince ne gam kalıyor ne keder . Belki başa gelenin sıkıntısı bıçakla kesilir gibi kesilmiyor ama gönülde öyle bir lezzet kalıyor ki . . .

Herkes adına konuşmak haddime değil , ben sadece beni bilirim . Bilirim ki O 'ndan uzaklığımdandır kalbimdeki hüzün , sebepler aleminde başka şeylere bağlı gibi gözükse de . Bilirim ki O 'nu andığımda , O 'na anlattığımda ama bunu içten yaptığımda ak pak olacak kararmış kalbim . Sadece bedenim değil , ruhum da secdeye vardığında teselli bulacak gönlüm . Masivadan uzaklaşıp hakikata yöneldiğimde - ki bunu başarma ihtimalim var mıdır , bilmem - içimdeki boşluk , anlamsızlık gibi duygular terkedecek teker teker beni . Tıpkı Yavuz Sultan Selim'in dediği gibi :

                     Ref 'edince masivayı nur-ı Hakk eyler zuhur
                     Maksad ancak kalbe böyle incila vermektedir

11 Mart 2011 Cuma

Müsebbib



İçimde bir huzursuzluk ,bir sıkıntı bu akşam .

Ortada bir sebep de yok.

Aslında bir şeyler var da açığa vurmadığım . . .

En doğrusunu söyleyeyim mi ,gerçek sebep ne o ne bu ,çok daha derinlerde sıkıntının kaynağı ,çok daha ben.

Biliyorum . . Eminim . .

Dağlarda bulurum seni


Kar Akdeniz Bölgesi'ne bir selam bile çakmadan geçip gidiyor bu sene . Son günlerde televizyonda sürekli insanların karda nasıl eğlendiğini izleyip iç çeken Deniz biraz olsun hevesini alsın diye dağlara gittik yine dün .


Daha doğrusu fikir ve uygulama Bülent'e ait . Akşama doğru okul çıkışı ikimizi de alıp dağlara doğru sürdü . Okul çıkışı diyorum , dikkatinizi çekerim . Ayağımda topuklular , şıkırdık kıyafetlerle dağlarda , karın ortasındaydım dün ben !



Kartopu oynadık
Yerlere kelebekler yaptık
Ve tabii illa ki minyatür de olsa bir kardan adam kondurduk



Adı Dombili Adam'mış . Serçe kadar kardan adama dombili ismini nasıl uygun gördüyse artık . .





Babayla oğulun senkronizasyonuna anneden tam puan !

9 Mart 2011 Çarşamba

Karagözlü bir aşk


Normal anneler gibi canım, cicim diye sevmedim ben hiç Deniz'i . Nenican derim ben ona . Küçüklüğünde Deniz diyemeyip Neni demesinden mütevellit . Karagözlü bir aşk oldun sen, sırma saçlı bir melek oldun sen de en sık kullandığım sevgi cümlelerinden . Dönem dönem içimden hangisi geldiyse bazen kuzukulağı dedim, bazen ballı bazuk (ne demekse), bazen şekerli misin vay vay kaymaklı mısın vay vay diye türküler söyledim, bazen de aşkitocancanım oldu (aslında yeni nesil hitaplarla dalga geçmek için söylemiştim bir kere bunu,sonra dilime takılıp kaldı). Bir de şekerpancarım o benim. En sıradan hitabım bebeğimdi, en duygusal anlarımda içimden gelen .

İşte benim karagözlü, sırmasaçlı aşkımın doğumgününü kutladık geçen hafta . Edi ile Büdü'deki gibi "en sevdiğim sayı altı" diyerek . Doğumgünü yaklaştıkça kimler gelecek diye sormaya başladı . "E, işte oğlum anneannenler, babaannenler falan" cevabımıza "Bu mu? Bu mu? Böyle doğumgünü mü olur?" diye şiddetli bir tepki gösterince, çocuk haklı, 6 yaşındaki çocuğun doğumgününe yaş ortalaması 60 olan misafirler çağırılır mı diyerek kadroyu genişlettik . Küçük çocuğu olan ne kadar akraba varsa haber saldık, davet ettik . Oldu mu sana bir dünya misafir .

Diyeceğim o ki misafirlerle ilgilenmekten ben doğumgününün nasıl geçtiğini hiç anlamadım . Doğru düzgün bir kare fotoğraf çekemedim . Deniz neler yapıyor, neler hissediyor farkında bile değildim . Bu arada misafirler davet edip, bin bir çeşit ikramlar hazırlayıp, bir de o ikramların en profesyonelinden fotoğraflarını çekebilen yemek blogu sahiplerini can-ı yürekten kutluyorum . Her babayiğidin harcı değilmiş o iş . Yoksa ben de neler neler hazırlamıştım . Üzerinde DENİZ yazan kurabiyeler, 6 modelinde pastalar falan filan . Gel gör ki değil fotoğraflarını çekmek tadlarına bakmaya bile fırsat bulamadım . Neyse, kimsenin de buraya bakıp doğumgünü fikri edinmek gibi bir hayali yok zaten .

Sonradan duyduklarıma göre çok güzel bir gece olmuş . Herkes keyif almış . En çok da dört bir yanı arkadaş olan Deniz . Bu arada iyi ki doğdun kuzukulağım, seni çok çok çok seviyoruz, bunu sakın unutma e mi?

7 Mart 2011 Pazartesi

İmza atmayan kalmasın

Blog dünyasıyla ilgisi olup da duymayan var mı bilmiyorum ama ben yine de hatırlatayım. http://www.blogumadokunma.com/ da tepkinizi ortaya koymadıysanız daha da geç kalmayın.

5 Mart 2011 Cumartesi

Oh be dünya varmış !


Sezobigo'nun dediklerini yaptım veeeee bloguma ve tüm bloglara girebiliyorum artık. Ay, çok mutluyum. Başka yerlerde yazan yöntemleri de denemiştim daha önce ama bir işe yaramamıştı. Bazı bloglarda da DNS ayarlarını değiştirip bir kaç gün hiç bir sorun yaşamadığı halde sonradan yine o sevimsiz, insanı suçlu gibi hissettiren "yasaklanmıştır" yazısıyla karşılaşıldığını okudum. Umarım bizim vuslatımız öyle kısa sürmez.

Bloga giremediğim günlerde, sanki her gün yazarmışım gibi, ah şimdi blogum açık olsaydı da şunu da yazsaydım diye elli bin fikir uçuşuyordu aklımda. Yasak böyle bir şey herhalde, ilgiyi daha çok artırmaktan başka bir işe yaramıyor.

Bir de blog yokken daha çok zamanım olacağını düşünmüştüm. Tabii öyle olmadı. Her gün yazarken, okurken, yorum bırakırken harcadığım zamanı bu sefer de bloga giriş yolları arayarak, Worldpressi anlamaya çalışarak ve fena halde sinir olarak yine bilgisayarın başında geçirdim.Yoksa ben bir internet bağımlısı olmuşum da haberim mi yok ?

Nasıl kaçan kovalanırsa, nasıl her an seni bırakıp gidebilirim endişesi yaratan aşığın üzerine daha bir düşülürse, işte şimdi tam öyleyim. Canım blogum yeniden elimden kaçabilir korkusuyla hiç kapatasım gelmiyor artık sayfayı. Bu arada herkes çoktan bir yolunu bulmuş, günlerdir postları döktürmüş. Çoğunun konusu aynı, kapatma hadisesine isyan. Ama olsun, yine de okunacak bir sürü yazı var eş dostta, çok mutluyum :)

1 Mart 2011 Salı

Niye şaşırıyoruz ki,burası Türkiye


Ben hiç şaşırmadım. Ne de olsa Türkiye'deyiz. Hilal'in yardımıyla blogumu yedekledim. Hiç gerekmez umarım ama eğer gerekirse diye

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails