30 Nisan 2013 Salı

Maraş kalesi



Hafta sonu kaleye çıktık. Yıllar önceki gelişimize +1 nesil ekleyerek: Annem, ben, Deniz. 

Bol fotoğraf var, o yüzden ben çok yazmayacağım, fotoğraflar anlatsın o güzel günü. 







İki kanki 


Bir başkadır benim memleketim


Kaleye yeni açılan Kurtuluş Müzesi'nden bu fotoğraflar. 






En güzeli:




28 Nisan 2013 Pazar

6 ve sonrası için kitaplar


Farkında mısınız küçük bir çocuğunuz varsa ve ona kitap almak istiyorsanız, bloglarda ne kadar çok "minik yaş grubuna" uygun kitap tavsiyesiyle karşılaşıyorsunuz. Gelgelelim biraz daha büyük çocuklar hangi kitapları okuyor, hangilerinden keyif alınmış, hangileri beğenilmemiş bunlardan bahseden bir blog annesi pek bulamıyorsunuz. İlginç. Neden böyle acaba? Bu konuda yazan sadece Yasemin var benim bulabildiğim ki onun kitap tavsiyeleri - hem küçükler, hem büyükler için- gerçekten dikkate alınmaya değer. 

İşin doğrusu ben de çok uzun zamandır Deniz'in okuduğu kitapları yazmıyorum. Önemsemediğimden değil bu iş gözümü çok korkuttuğundan. Şimdi başlarken bile yaz yaz bitmezmiş gibi geliyor. Ama madem bir kere niyetlendim, lafı fazla uzatmanın da anlamı yok.

Pıtırcık  Küçük bir çocuğu olup ona Pıtırcık almayan, okumayan var mı? Yazıııık... Neyse zararın neresinden dönseniz kardır. Hiç durmayın, hemen alın. Ama sakın çocuğun eline tutuşturuvermeyin. Bu keyfi kaçırmamak için önce beraber okuyun, tüm seri bitince verin eline çocuğunuzun bir tur da kendi başına okusun. Emin olun hayır demeyecektir.

Charlie'nin çikolata fabrikası Harika, keyifli, çılgın, eğlenceli. Tek kötü yanı okudukça insanın canı fena çikolata çekiyor.

Kitaplardan korkan çocuk Kitabın sonunda çocuğun kitaplardan korkma sebebinin beklediğimden daha kıytırık olması bende bir hayal kırıklığı oluşturdu ama Deniz gayet mutluydu.

Gizli dedektiflik bürosu Bir erkek çocuğu iyi yazılmış dedektiflik kitaplarını ne yapar? Tabii ki de sever.

Gulliver'in gezileri Bizim okuduğumuz İş Bankası Yayınları'nın kitabıydı ve zor bir kitaptı. Olduğu gibi okusam Deniz'in anlaması zordu, Deniz'in anlayacağı şekilde sadeleştirmek de benim için zor oldu. Ama konusu Deniz'e çok cazip geldiği için okumayı da bırakamadık. Daha basitleştirilmiş bir basımı seçsek daha iyi olacakmış.

Robinson Crusoe İşte Deniz'in en favori kitaplarından biri. Niye çok seviyorsun bu kitabı dedim, yamyamlar var, savaş var, onun için çok heyecanlı dedi. Erkek her yaşta erkek...

Heidi Yamyamlardan heyecanlanan çocuk tabii ki Heidi'ye hayran olmadı ama yine de severek okuduk bitirdik.

Açgözlü turnabalığı Çok güzel, çok dokunaklı...

Daldaki kedinin kırmızı masalları Çok umutla aldığımız ama hiç beğenmediğim bir kitap. Beğenmeyen benim, evet. Çünkü kitapta öyle zalim, kaba, ağzı bozuk karakterler vardı ki Deniz'e okurken o kısımları sansürleyeceğim diye akla karayı seçtim. Almayın, hiç tavsiye etmiyorum.

Pinokyo Meğer Pinokyo sadece yalan söyledikçe burnu uzayan bir kahraman değilmiş, meğer neymiş neymiş... Bayıldık. İlla da o salyangoza. Hangi salyangoz olduğunu kitabı okuyunca görüp bana hak vereceksiniz eminim.

Doktor Proktor'un osuruk tozu İsmi bile Deniz'in kitabı sevmesine yetti. 

David Copperfield "Anne yeter okumayalım, benim içim çok kötü oluyor" dedi, bıraktık. Çok acıklı, çok.

Deniz hala her gece yatmadan kitap okumamı istiyor ona. O yüzden aldığımız kitapları ilk turda ben ona okuyorum, ikinci turda kendi tek başına okuyor. Mesela Pıtırcık serisini ben ona okuyup bitireli bir yıl oldu nerdeyse. Şimdi kendi seriyi yarılamış durumda. 

Bir de başlığa "6 ve sonrası için" yazdım ama yukarda bahsettiğim kitapların bir çoğunun üstünde 8+ yazıyor. Orda yazandan çok çocuğun durumuna göre kitap seçmeli diye düşünüyorum ben.

Son olarak aslında kesinlikle yanlış olan bir şeyi yaptım, bu yazdığım kitapların çoğunu ben seçtim Deniz'e. Çünkü bir heves bunları aldığım dönemde Deniz daha çok küçüktü. Acelem neyse doldurmuştum bir sürü kitabı eve. Ama artık Deniz kendi seçiyor kitaplarını. En son seçtiği bir dolu kitap şimdi evde okunmak için sırada. Kendi aldığı kitaplar olduğu için de çok daha sabırsızlıkla bekliyor sıranın onlara gelmesini.

26 Nisan 2013 Cuma

Ayna


Ben sakinsem sakinsin, gerginsem gergin, ben neşeliysem neşelisin, huzursuzsam kaygılı. Bunu yeni mi keşfettim? Hayır. Yıllardır böyle olduğunun farkındayım. Yine de arada unutuyorum, arada kafama dank ediyor. Her zaman, yansıtman için güzel bir görüntü olamadığımdan dolayı özür dilerim meleğim.

Ama ama seni ben çok çok çooook seviyorum, bunu her zaman yansıt, bir ömür boyu. Oldu mu bebişim?

25 Nisan 2013 Perşembe

Bu şarkı kime gelsin? Bu çiçek kime gelsin?


Arabanın radyosunda istasyondan istasyona şansımı deneyip, hiç mi güzel bir şarkı tesadüf etmez ya homurdanmasıyla cd'yi açmak bir rutine dönüşmüşken arada yukardaki sevdicek gibi istisnalarla karşılaşmıyor da değilim. 

Sabah enerjisidir,iyi gelir :)




23 Nisan 2013 Salı

Yıl 1986 . . . Günlerden 23 Nisan


Bir şeyler yazmayı düşünmüyordum bugün. Ta ki çekmecedeki eski fotoğraf albümlerine bakarken(Eskiden fotoğraflar çekmecelerde, albümlere tek tek yerleştirilerek saklanır, bir kaç senede bir akla eser açılır, anılar yad edilir, ardından bir kaç yıllığına unutulmak üzere tekrar o çekmecelerdeki yerlerini alırlardı. Hey gidi günler!) Ne uzun parantez oldu bu böyle. Ana cümleden uzun. Üstelik moral bozucu, resmen yaşlandığıma bir delil olabilir kurduğum son cümle. Zaten geçen de marketteki kasiyer kız bana abla dedi, nasıl sinir oldum anlatamam. Nerden senin ablan oluyorum diye işi kıza çıkışmaya kadar vardırmamak için kendimi zor tuttum. Öyle yapsam gerçekten bir abla hatta bir teyze olduğuma kendim de inanabilirdim çünkü.

Off ne anlatacaktım nereye vardım. Diyordum ki eski albümlere bakarken gözüme bu fotoğraf çarpınca yazayım be dedim, koyayım bu fotoğrafı da bloguma. 1986'nın 23 Nisan'ında bir köylü kızı olduğumu tüm dünya aleme ilan edeyim. Tüm dünya alem de dört gözle benden böyle çarpıcı bir anı beklerken üstelik :)

1986 'da kaçıncı sınıftaydım acaba ben? Hmm, benim işler biraz karışık. 5,5 yaşında okula başlamışım, 1. sınıfı atlamışım, hım hım hım, evet sanırım dördüncü sınıfta oluyorum. Niye hesaplıyorum bunları? Deniz'in başına böyle şeylerin gelmesi için daha ne kadar var acaba, onu bulmaya çalışıyorum. Çünkü 2. sınıfta henüz sınıfı bayraklarla, balonlarla süslemekten başka bir numaraları yok. 3., 4. sınıfta falan mı yapılıyor acaba bu işler? Belki de artık yapılmıyordur. Bilmiyorum. Olabilir. Aradan çok uzun yıllar geçti çünkü. O köylü kızına artık abla denecek kadar uzun yıllar.

Fotoğrafa göre 86'nın 23 Nisan'ı gayet günlük güneşlikmiş. Halbuki benim hatırımda çocukluğumun 23 Nisan'ları hep yağmurlu kalmış. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk ve Soğuktan Tir Tir Titreme Bayramı.

Böyle gevşek gevşek yazdığıma bakma, nicedir çok doluyum aslında. Üstüne üstlük bugünlerde Kurtuluş Savaşı'yla alakalı bir kitap okuyorum ki, içimdeki duygular fazlasıyla galeyana gelmiş durumda. Bir ara oturup yazmak istiyorum içimdeki isyanı, her türlü fedakarlıkla yeniden diriltilen bu vatanın şimdi göz göz göre elimizden akıp gitmesine büyük bir saflıkla, umursamazlıkla, cahillikle boyun eğişimize olan isyanımı. Neyse yazdıkça moralim bozuluyor, o yüzden şimdilik bu kadar olsun.

23 Nisan'ın gerçek anlamının bilincinde olabilmek dileğiyle...


22 Nisan 2013 Pazartesi

Var mı böyle bir lezzet: Annemin zeytin ezmesi


Annemlere her uğradığımda elim kolum dolu dönüyorum eve. Bizim evin ikinci bir kileri gibi annemler. Ama sürprizlerle dolu bir kiler. O gün kısmetine ne çıkacağı tamamen sürpriz, turşu olabilir, reçel olabilir, börek olabilir, sarma olabilir. Daha neler neler...

Hangisi olsa bayılıyorum ama bu son partiden çıkan zeytin ezmesi beni benden aldı diyebilirim. Nasıl harika bir lezzet anlatamam. Şöyle bir dilim ekmeğin üzerine süreceksin, üzerine limon, kekik, kırmızı biber... Oh misss! Bir dilim ekmek mi dedim? Kaç bir dilim ekmek? Söylemeye utanırım. Ne kadar lezzetli olduğunu anlatmak için, öğle yemeğinde de, akşam yemeğinde de evde taze yaptığım çeşit çeşit yemek olduğu halde, zeytin ezmesi kavanozunun başına yumuluyorum desem, anlatabilmiş olur muyum acaba?

 Nasıl yaptığını tam bilmiyorum. Zeytinden başka bol ceviz ve baharatlar var. Başka bir şey var mı acaba, zeytinyağı falan? Emin değilim. Zaten ben de bağ değil üzüm derdindeyim. Bu arada annecim, bu ezme vesilesiyle seni bol bol öperim :)


16 Nisan 2013 Salı

Bahar geldi derken kış bastırırsa


Bahar geldi derken kış bastırırsa moral bozmaya gerek yok. 
Çünkü böyle günler;

Uzun zaman uzak kalınacak kalın, yumuşak, sıcacık kıyafetlerle son kez hemhal olmak için en uygun günlerdir.

Battaniye altı kitap keyfi yapmak için belki aylar boyu bulunamayacak harika bir fırsattır.

Sıcak içeceklere sıcak içeceklerle bir veda partisi yapmanın tam zamanıdır.

Yağmurdan korunmak için balkonunuza sığınan kuşlara -birazdan balkonunuza bırakacakları nadide hediyeleri(!) bilmenize rağmen- ev sahipliği yapmaktan keyif alma günleridir.

Tadını çıkarın :)



15 Nisan 2013 Pazartesi

Nihayet o yazı!

Yok arkadaş olmuyor, tarzımı değiştirmem lazım. Kitapları biriktirip biriktirip değil okur okumaz yazmalıyım. Yoksa biriken dağlar kadar (abartı!) kitabı yazmak gözümde büyüdükçe büyüyor ve ben sürekli erteliyorum. Erteledikçe kitap dağı daha da yükseliyor ve yazmak gitgide daha zor geliyor. Kısır döngü anlayacağın. 

Şu an bu büyük iş için cesaretimi toplamış bulunmaktayım, umarım sonunu getirebilirim. Yazmada bunca zorlandığım bir yazıyı sonuna kadar okuyabilecek bir cesur yürek çıkar mı, onu da çok merak ediyorum.


Martı Yayınları Sherlock Holmes serisi :
Akıl Oyunlarının Gölgesinde
Suç Detayda Saklıdır
Şüphe Asla Uyumaz
Gerçekler Kanıt İster
Aklın Şüphesi Suçun Gerçeğidir

Sir Arthur Conan Doyle

Hepsine 5 üzerinden 5

Daha önce çok yazdım, Sherlock Holmes hikayelerini çok sevdiğimi. Akıcı, ilgi çekici, zekice. Hafif ama kaliteli bir kitap okumak istediğinde ideal.

Martı Yayınlarının çıkardığı 5 kitaplık bir seri bu. Ama Sherlock Holmes okurken atlanmaması gereken Kızıl Dosya ve Dörtlerin Yemini hikayeleri bu kitaplarda yok. İnternetten araştırdığıma göre başka bir çok hikayeyi daha almamış Martı Yayınları. Hangi yayınevi doğru düzgün çevirmiş, basmış araştırdıktan sonra Sherlock Holmes okumalarım devam edecek demektir bu da. Ne mutlu bana :)

Bu arada geçenlerde izlediğim Sherlock Holmes filminin beni ne denli hayal kırıklığına uğrattığını söylemeden geçemeyeceğim. Konu bambaşka, her şey zorlama... Onları yazmayacağım da herkesin bayıla bayıla "Ne de harika Sherlock olmuş" dediği Robert Downey Jr' ı film boyu nasıl dehşetle izlediğimi yazmak zorundayım. O değil, benim kafamdaki Sherlock kesinlikle o değil.


Kadınlar Tekkesi - Refik Halid Karay - 5 üzerinden 5

Bu adam ne yazdıysa hepsine benden 5 :)


Diriliş - Tolstoy - 5 üzerinden 3

Ooo, koskoca Tolstoy'a 3 olur mu diyor iç sesim, ben de ona diyorum ki ben kitapları, yazarları kendi kıstaslarımla, kendi zevkimle ölçüyorum, kime ne?


Kişisel Bir Sorun - Kenzaburo Oe - 5 üzerinden 3

Enteresan bir hikaye, Nobel'li bir yazar ama 3 işte, o kadar.


Kukla - Ahmet Ümit - 5 üzerinden 4

Güzeldi ama daha iyi kitaplarını okumuştum Ahmet Ümit'in. Onların yanında Kukla ancak 4 eder.


Beş Sevim Apartmanı - Mine Söğüt - 5 üzerinden 4

İlk kez okudum Mine Söğüt'ü ama son kez değil :)


Sadist - Stephen King - 5 Üzerinden 4

Piyasa bir yazar sanırdım Stephen King'i, onu okuyacak kadar düşmem gibi bir his içindeydim hatta. Ama kitapsız kaldığım bir zamanda okul kütüphanesinde okunabilme ihtimali olan tek kitap olarak onu bulunca mecbur kalmış başlamıştım. Yanılttı beni Sadist, okunurmuş Stephen King!


Şeker Adası - Ivonne Lamazares - 5 üzerinden 4

Küba'lı bir yazar, devrim, isyan vesaire vesaire... Bunların arasında tanıdık bir şey var, 14 yaşındaki Tanya'nın hikayesi, kimlik arayışı, güven arayışı, sevgi arayışı, gelecek arayışı. Güzel kitap.


Godot'yu beklerken - Samuel Beckett - 5 üzerinden 2

Hayatım boyu okuduğum kaçıncı tiyatro eseri bu, ikinci mi, üçüncü mü? Bir daha okumamalıyım.

Bu arada başlayıp da bitirme gücünü kendimde bulamadığım bir kaç kitap da var, Sadık Yemni'nin Çözücü'sü, Halide Edip'in Ateşten Gömlek'i gibi. Eskiden başladığım kitabı illa bitirmeliyim derdim artık sevmediysem kapatıyorum kapağını, kurtuluyorum. Hayat sevdiğin kitapları okumaya bile yetmezken, onu sevmediklerin için boşa harcamak niye?



Dönüp yazıya bakınca farkettim de ne bol tutmuşum notları bugün. İyi günümdeyim sevgili yazarlar, kıymetini bilin :)


11 Nisan 2013 Perşembe

Son anda . . . Sonunda

Ağaçların tomurcuğa durduğu ilk günlerden beri çayırlara, çimenlere, kırlara gidesim vardı. Ama bir türlü vakit ayarlayıp gidememiştik. Bir aydan fazla zaman geçti bu arada, rüzgarlar esti, yağmurlar yağdı, nerdeyse yaz sıcakları yüzünü gösterdi, dallarda çiçek miçek kalmadı ama hala son bir bahar neşvesi havada asılıyken nihayet hayallerim gerçek oldu.










9 Nisan 2013 Salı

P.ipi derdi



Deniz'in bir türlü unutamadığı sünnet zamanlarıyla ilgili son yorumu:

"Anne, aslında normalde hiç umursamıyorsun pipini ama bir gün geliyor başına bir sürü dertler açıyor."

8 Nisan 2013 Pazartesi

Gece gece heyecanlı bir kitaba kaptırmanın zararları

Acayip!

Erken yatıp erken kalkmaya alışmam bir ayı buluyor da geç yatıp geç kalkmaya alışmam için iki gün yetiyor. En kötüsü de o iki günün ardının Pazartesi olması.


Çooook uykum var, çok.

5 Nisan 2013 Cuma

Pssst! Burdayım.


Bir iyi bir kötü haber. 
İyi haber, 15 gün süren "internet yok", "bilgisayar bozuk" dönemi nihayet bitti. Yeniden yayındayız efenim. 
Kötü haber, yine yeniden yazmadıkçayazmayasıgelmiş bir ruh halindeyim. Şu cümleleri öyle zorlayarak kuruyorum ki. Biliyorum bundan sonrası kolay gelecek ama bu var ya bu, resmen iki kelime bir araya gelmem de gelmem diye tutturdu, o derece.

Şimdi böyle zorlandığıma bakma, 15 gün boyu bu teknolojiye erişme şansım olsa neler neler yazacaktım ben halbuki.

Bahardan bahsedecektim. Gördüğüm her bir filizde, duyduğum her bir kuş cıvıltısında, kokladığım her bir narin çiçekte içime de baharlar getiren bahardan.

Dilime dolanan şarkıdan bahsedecektim. "Memleket mi, yıldızlar mı, gençliğim mi daha uzak?" diyen şarkı var ya, ondan. Memleketle bir derdim olmadığından ilk kelimesini ruh halime göre değiştirip değiştirip içim titreye titreye söylediğim şarkıdan.

Deniz'in cöviz bozdurup Real Madrid- Galatasaray maçına gitme planlarından bahsedecektim.
 Evet, cöviz.

Ah GS demişken, daha 20 gün önce sevinçten uykularım kaçmışken, 3 Nisan'da üzüntüden uykularımın kaçtığından...

Okuldaki Gülistan isimli öğrencimi her gördüğümde "Ne çektin be Gülistan" dememek için kendimi ne kadar zor tuttuğumdan bahsedecektim.

Okul konusuna girince geçen haftaki anlamsız seminer zırvalığının kızgınlığıyla sevgili Milli Eğitim'e eminim bol bol saydırıp döktürecektim.

 Deniz'in bebekliğinde ağzından ilk çıkan sözün "gun" olduğunu anmamızdan da bahsetmemek olmazdı tabii. Sağolsun annemin hafıza kuvveti.

Ve yine dönüp dönüp bahardan bahsedecektim.

Ah bir yazabilseydim.



LinkWithin

Related Posts with Thumbnails