25 Mayıs 2014 Pazar

Mirac hatrına

Ey Rabbim, 
bana ihsan edeceğin her hayra ihtiyacım var. 

                                                   Hz. Musa (as)

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Anı yaşa!


Öğleden sonra. Kanepede kucak kucağa sarılıp yatmışız. Pür huzuruz.

- Seninle böyle yatmak çok zevkli anne ama ben 3 dakika sonra kalkıp çizgi film izleyeceğim.
- Çizgi filmin sırası mı oğlum ya, ne kadar mutluyuz ikimiz de, boş ver çizgi filmi, sonra izlersin, bla bla bla...
- Anneeeee, bırak bunları lütfen, anı yaşa!


7 Mayıs 2014 Çarşamba

Yol arkadaşım


Bahar ne harika geçiyor değil mi?
Ilık, yumuşacık bir hava...
Çiçekler, çiçekler, çiçekler...
Bir de şu dört bir yana yağan yağmur buraya da uğrasa tam olacak.
Geçen hafta çılgın bir kelebek istilası altındaydı Maraş.
Her yerde sürüler halinde uçuşuyorlardı ama her yerde.
Bir hafta sürdü sürmedi bu kelebek gösterisi, çabuk çekildiler.
Bu hafta da tüm şehre parfüm sıkmayı misyon edinmiş gizli bir örgüt geldi yerleşti buralara, eminim.
Aman Allah'ım, nasıl kokuyor bütün şehir, nasıl kokuyor, anlatamam.
Akasya kokusu.
Geniz yakacak kadar yoğun bir akasya kokusu.
İşin garibi yine ortada bir tane akasya göremiyorsunuz.
Kendi yok, kokusu var.
Ondan diyorum, gizli bir örgüt işi olabilir ancak bu.


İşte bu harika günlerde harika bir şey keşfettim ben.
Deniz'le başbaşa yürüyüş yapmak!
İlk kez yürüyüşe çıkmıyoruz tabii ama ilk kez başbaşa çıkıyoruz.
Daha önce hep yanımızda birileri olurdu, baba, anneanne...
Meğer oğlumla yalnız başımıza yürümek kadar zevkli bir şey yokmuş.
Çünkü başkalarıylayken hep onlarla sohbet ede ede yürüyorduk.
 Deniz yetişkinler arasında bir çocuk olarak sohbette ikinci planda kalıyordu.
Ama sadece onunla olmak, sadece onu dinlemek o kadar güzel bir şeymiş ki.
Yol boyunca anlatıyor, anlatıyor, bir bilseniz neler neler anlatıyor.
Öyle komik, öyle şaşırtıcı, öyle zekice ki konuşmaları.
Kendi çocuğum diye söylemiyorum, inanmazsanız anneannesine sorabilirsiniz. (Bozacının şahidi şıracı gibi oldu ya, neyse :)


Dün, sürekli anlatıyordu yine. "Yola çıktığımızdan beri anlatıyorsun oğlum." dedim. "Birilerine bir şeyler anlatmayı çok seviyorum ben." dedi."Evde niye bu kadar anlatmıyorsun o zaman?" dedim. "Evde sen de ben de başka bir sürü şeyle uğraşıyoruz, anlatmaya fırsat olmuyor ki." dedi.


Bu yürüyüşleri bunun için çok sevdim işte,
o anlatmak için rahat rahat fırsat buluyor, 
ben de tanımak, dinlemek, şaşırmak, hayran olmak için.


5 Mayıs 2014 Pazartesi

Sohbet muhabbet


- Anne, benim artık iki tane talibim var.
-O ne demek?
-Melinda'yla İrem bana aşıkmış, bugün öğrendim.


- Baha'yla hala küs müsünüz?
- Biraz daha iyiyiz ama ben hala kendimi tam barışkın hissetmiyorum.


- Maraşspor yendi anne!
- Aaa, hadi hayırlı olsun! Rakip takım kimdi?
- Sivliri miymiş neymiş.
- Silivri olmasın o?
- Olabilir.

2 Mayıs 2014 Cuma

Çocuklar, anneler, hatıralar, çiçekler, kediler vs.


Bu devrin çocuklarının çoğu, yıllar sonra annelerini, sürekli kendilerinin fotoğrafını çekmeye çalışırken hatırlayacaklar kanımca. Bir çoğumuzun yaptığı bu değil mi?
 Hadiiii, itiraf bekliyoruuum. 

İnsan biriktirmek istiyor tabii ki, elinden kayıp giden günleri. Bir anı olsun, unutmayayım istiyor. Bu fotoğrafları herhangi bir ortamda paylaşıyor olmanın da heves artırıcı bir etkisi var elbette. Eğer fotoğraf çektirmeyi seven bir çocuğunuz varsa siz de şanslısınız, o da. Kıymetini bilin. Yok, eğer fotoğraf kelimesinden bile huylanan tipteyse yavrucağınız bir poz alacağım diye inim inim inliyorsunuzdur da çoğu zaman yine de işe yarar bir kare elde edemiyorsunuzdur. Bizden biliyorum :) Bendeki fotoğrafını çekme arzusunun Deniz'deki karşılığı bu kadar negatif olduğuna göre, ilerde bu günleri hangi duygularla hatırlayacak, ondan endişeliyim işte.

Bunları düşünüp dururken, ya ben dedim, ben annemi nasıl hatırlıyorum? 

Çalışan bir anne hem de çok çalışan bir anneydi benim annem. Hafta içi yorgun argın gelirdi eve. Aklıma hep kış günleri geliyor. Annem o kış günlerinde eve gelebildiğinde vakit akşamı çoktan geçmiş, nerdeyse gece olmuş olurdu. Hafta sonlarıysa bir iş telaşesiyle geçip giderdi. Bir gün boyu çamaşır yıkardı annem. Evet, merdaneli makinayla. Öbür gün de temizlikle geçerdi. Herkes viledayla ev silerdi, annem, hayır onla temizlik mi olur derdi. Uzun sürerdi o temizlik, çok uzun. Ya da bana öyle gelirdi, bilmiyorum, hafızamda kalan bu. 

Çocukluğum ve annem kelimeleri bir araya gelince, illa yanına kedileri de eklemek lazım. Annemin kedileri. Priket, Şener, Lokum ve daha bir sürü kedi. Sokak kedileri ve annem. Ayrılmaz ikili. Bir küçücük lojman dairesinin kah içinde, kah kapısının önünde, kah bahçesinde illa ki vardı kediler. Hani bir klişe vardır ya, çocuğunun sokaktan bulup eve getirdiği hayvanı görünce çığlığı basan anne tiplemesi. İşte benim annem kesinlikle öyle bir anne değildi. Kardeşlerimin eve taşıdığı kedi sayısını hatırlamıyorum. O kedilerin hangisi kaldı, hangisi gitti, akıbetleri ne oldu tam bilmiyorum şimdi ama bir tanesi aklımda. Bir kasabın önünde buldukları, ağırlığından taşımakta zorlandıkları o şişko kedi. Onlar onu taşımakta onca zorlanmışlardı ama ne yazar, kedi bizim evde tenezzül edip bir kaç dakika bile durmamıştı, anında kendini 3. katın balkonundan atıp kasap dükkanının yolunu tutmuştu bile. Bir kedi için et sevgiden önce gelir. 

Annemle ilgili aklımda kalan en güzel şeyse onunla dolaşırken etrafta dikkatimi çektiği ayrıntılar. Onun öğretmesiyle öğrendim ben güzellikleri fark etmeyi, onun sayesinde gördüm tomurcukları, filizleri, yemyeşil, tazecik yaprakları, her biri ayrı bir estetik harikası olan ağaçları, ağaçların dallarını. Mini minnacık bir çiçeğin zarafetindeki mucizeyi. Yolun ortasında durur bir ağacı incelerdik beraber, daha doğrusu o, ağacın güzelliklerine dikkatimi çeker, ben de hayran hayran bakardım. Veya yere eğilir, kaldırımın kenarındaki çiçeği seyrederdik.  En güzel anılar bunlar kalmış bende. Şimdi de aynısını oğlumla yapıyor Zorlamadan, öğretmeye çalışmadan,  kendiliğinden sevdiriyor ona da. Benim canım annem.

1 Mayıs 2014 Perşembe

Dün gece ilk defa...


Bebekliğinde nasılsa hala öyle, kendiliğinden uyumak diye bir şey yok Deniz için. Bebekken sallamalarla ancak ulaşabiliyorduk nirvanaya, şimdiyse çeşitli ve kati suretle atlanmaz ritüellerimiz var. Kitap, süt, saç okşama, sırt sıvazlama vesaire.

Dün gece 9 yıllık Deniz'li hayatımızın bir ilkini yaşadık. Uyuyalım mı dedi bana önce. Ki bu bir ilk değil belki ama kendinin ağzından o kadar ender duyulan bir cümleydi ki, sırf bu cümle için bile dün gece hatırlanmaya değerdi. Bu talebi hiç kaçırır mıyım, tabii dedim, hemen uyuyalım. Sen odana git, pijamalarını giy, ben sütünü hazırlayıp geliyorum. Ben sütü hazırlayıp geldiğimde üzerini çıkarmış ama pijamayı giymeye fırsat bile bulamadan uyuyakalmıştı. İnanamadım önce, şöyle bir etrafında dolandım, yok uyuyor, burnu tıkanık, o yüzden horluyor hatta. Odasından çıktım, yavaş yavaş sütü mutfağa bırakmaya gidiyorum ama her an bir "annneeee" sesi duymaya da hazırım, bekliyorum. O da olmadı. Uyumuş yani. Cidden.

Evet evet biliyorum, insanlık için çok çok uyduruk ama bizim ev için gayet mühim bir anı bu da.


LinkWithin

Related Posts with Thumbnails