22 Haziran 2014 Pazar

Kramer vs Kramer


Bizimkiler yoldalar, geliyorlar. Giderlerken dört gün çok uzun bir süreymiş gibi geliyordu. Şimdiyse ne çabuk geçtiğine şaşıyorum. Yalnız takılmanın tadını fena aldım ama. Arada bir yolunu bulup babayla oğulu yollamalı yeniden ;)

Aslında pek de yalnız kaldım sayılmaz, onlar gitti, ertesi gün kardeşim geldi Maraş'a. Çoğunlukla annemlerdeydim o yüzden. Sadece akşamları eve geliyordum. Gerçi onlar gitme, burda yat diye bayağı ısrar ettiler ama, yok dedim, yalnızlığımın da tadını çıkarmam gerek.

Bugün sabah üniversite sınavındaydım. Öğleden sonra da annemlerin başka planları olunca evde kaldım. Bir işim de yok, bari film izleyeyim dedim. Ne izlesem diye aranırken aklıma yıllardan beri hep övgüsünü duyduğum ama bir türlü izlemeye fırsat bulamadığım bir film geldi: Kramer Kramer'e Karşı. Ne iyi etmişim de izlemişim. Nasıl güzel filmmiş. Nasıl bir oyunculuktur Dustin Hoffman'la Meryl Streep'inki? Su gibi oynuyorlar, başka bir tarifi yok bence, su gibi. Öykü çok dokunaklı, şöyle diyeyim, ağlamak garanti. Ama o his kesinlikle duygu sömürüsü yapılmadan oluşturulmuş. Başka birileri çekse bu filmi, başka birileri oynasa, bizdeki Sezercik filmlerine rahatlıkla bağlayabilirdi. O yüzden iyi ki bu filmi doğru kişi yönetmiş, doğru kişiler oynamış. Ve kesinlikle 5 Oscar ödülünü hakkıyla kazanmış.

Filmin konusundan tabii ki bahsetmeyeceğim. Sadece demek istiyorum ki, eğer bu satırları okuyanların içinde, benim gibi çok çok geç kalmış, hala bu filmi izlememiş olan varsa, hiç gecikmesin izlesin. İyi film. Gerçekten iyi film. Yok ya az oldu, harika film.

Şibumi


Şibumi - Trevanian

Geç tanıştığımı düşündüğüm bir yazar Trevanian. Şibumi, okuduğum ilk kitabı. İkinci kitabıysa Katya'nın Yazı. Benim favorim ikincisi. Ama biz sırayla gidelim, yazarın efsaneleşmiş kitabı Şibumi'yle başlayalım.

Asıl kişimiz Nicholai Hel. Kimi zaman bir süper kahraman, kimi zamansa hırslarıyla, öfkeleriyle, kırılganlıklarıyla senin benim gibi bir insan.

Kitapta anlatılanlar da tıpkı Nicholai gibi. Kimi zaman bir James Bond filmiymişçesine macera dolu, kimi zamansa Şibumi felsefesiyle, go öğretmeni ve Nicholai arasında geçen sohbetlerle, Japon kirazı ağaçlarıyla durgun, dingin...

Bambaşka, sıradışı bir kitap Şibumi. Tıpkı gizemli yazarı gibi.
İyi bir okurun ıskalamaması gerektiğini düşünüyorum.

Kitaptan birkaç cümle:
Artık altmış altı yaşındayım, Nikko. Senin bulunduğun noktadan bakıldığında altmış altı yıl çok uzun bir süredir. Senin hayat tecrübenin üç katından fazla. Ama benim bulunduğum noktadan bakıldığı zaman, yani geçmişe doğru bakıldığı zaman, bu altmış altı yıl, tıpkı şu dökülen kiraz çiçeklerine benziyor. Hayatım alelacele çizilmiş, ama vakit yetmediği içim ayrıntıları doldurulmamış bir resme benziyor.

Notu, 5 üzerinden 4





21 Haziran 2014 Cumartesi

Açlık


Açlık - Knut Hamsun

Bir genç. 
Çok gururlu bir genç.
En büyük hayali yazar olmak.
Gazetelere yazı yazarak üç beş kuruş kazanıyor.
Tabii yazısı kabul edilirse.
Çoğunlukla beş parasız.
Kaldığı odanın kirasını ödeyemeyip kovulacak kadar parasız.
Hatta yiyecek bir lokma yemek bulamayacak kadar parasız.
Kimi zaman sokakta bulduğu meyve kabuğunu kemirerek,
kimi zaman parmağını kesip kanını emerek karnını doyurmaya çalışıyor.

Gerisini ben anlatmayayım, siz okuyun.
Ama lütfen okuyun.
Bir kitabı bu denli şiddetle tavsiye ettiğim nadirdir.
Çünkü bu denli dört başı mamur kitaplarla her zaman karşılaşmam.
Öyle bir anlatım dili var ki yazarın ve Behçet Necatigil öyle ustalıkla çevirmiş ki dilimize, kitap hem fizyolojik hem de psikolojik olarak sarsıyor.
Kahramanın yaşadıklarını sanki siz yaşıyorsunuz.
Bunda kitabın otobiyografik bir nitelik taşımasının da payı büyüktür kanımca.

Velhasıl okuyun, en kısa zamanda hem de.

Not mu? Bu kitaba not vermek ne haddime...





20 Haziran 2014 Cuma

Serenad

Burayı kitap bloguna çevirdiğimin farkındayım. Üstelik bu durum daha epey sürecek. Beni takip edenler farketmiştir, bu güne kadarki her kitap yazısı en az 8-10 kitap içerirdi ve ben her kitap yazısının altına bundan sonra bu kitapları biriktirmeden, okur okumaz, tek tek yazacağım diye kendime not düşerdim. Ama tabii nerde bende o cevvallik. O söz orda kalırdı ve ben bir sonraki kitap yazısını yazana kadar yine dünya kadar kitap birikirdi. Şu anda da elimde 25 civarı kitap var, okuyup bitirdiğim ama henüz yazamadığım. Üstelik şansıma çoğu çok severek okuduğum kitaplar. Haklarında bir cümle yazıp bırakmaya kıyamıyorum. O yüzden her biri hakkında ayrı ayrı yazı hazırlıyorum. İşbu sebepten elimdeki 25 kitabı ve ben onları yazıp bitirene kadar eklenecek yeni kitapları göz önüne alınca buranın da kitap bloguna dönüşmesi kaçınılmaz oluyor. 


Serenad - Zülfü Livaneli

84 yaşındaki Alman Profesör Maximillian Wagner'in görünüşte bir üniversitenin davetlisi olarak ama aslında geçmişiyle hesabını kapatmak için İstanbul'a gelişiyle, yaşanmış yaşanmamış binbir çeşit hikaye gün yüzüne çıkar. Struma, Mavi Alay, Nazi zulmü, aşklar, ayrılıklar, iyi insanlar, kötü insanlar...

Kitapta bahsi geçen, Schubert'in Serenade'si. Yazıyı okurken dinlemek zevkli olabilir.


Akıcı bir kitap Serenad, hem de çok akıcı. Başlayınca bırakamayıp, heyecanla bir sonraki sayfaya geçirten cinsten. Hem sürükleyici bir roman okuyayım, hem de genel kültürüme genel kültür katayım diyenler için biçilmiş kaftan. Ama hem roman okuyayım hem de yüksek bir edebi zevk alayım diyenler için vasatın üstüne çıkamaz ne yazık ki. Zaten yazar Zülfü Livaneli olunca çok fazla bir edebi kalite de beklememek gerekiyor bana göre. Çok severim Livaneli'yi, ancak yazarlığı müzik adamlığının epey gerisinde bence. Kafa yormadan okunacak, çarpıcı öyküleri olan, "kitapkurdu" nitelemesinin dışında kalacak okurların hayran olacağı kitaplar yazıyor. Bu kötü bir şey mi? Kesinlikle değil bence. Bu kadar az kitap okunan bir ülkede, herkesin bir "Tutunamayanlar" okuru olmasını beklemek yersiz. Ne okunduğu önemli değil, yeter ki okunsun. O yüzden Serenad "iyi kitap" benim gözümde. Herkesin zevkle okuyabileceği bir kitap.

Serenad'da çok şey anlatılıyor dedim ama tüm anlatılanların içerisinde en çarpıcı şekilde anlatılan ve beni en çok etkileyen, Maximillian ile Nadia'nın aşkıydı. 
Ah Maximillian, ah nesli tükenmiş, aşık olunacak adam...

Son olarak, notum 5 üzerinden 3




19 Haziran 2014 Perşembe

Evde tek başına


Baba-oğul tatile gitti bizimkiler az önce. 
Evde yalnızım. 
Hem de dört gün boyunca. 
Hem de 11 yıldır ilk defa. 
Garip bir his.
Buruk buruk.
Deniz'in gitmeden dönüp dönüp onlarca kez sarılması,
"ben şimdiden seni çok özlüyorum" demeleri,
sonra arkalarından el sallamalar falan
buruk yapıyor insanı yahu.

Ama bir yanda da özgürlük duygusunun dayanılmaz cazibesi var tabii.
Hiçbir sorumluluk olmadan geçirilecek dört gün.
Yemek bile yapmam gerekmiyor, ki bu başlı başına harika bir şey bence.
Onlar denize gitti ama ben de burda kendimce tatil moduna girdim.
Hiçbir şey yapmama tatili,
kafa dinleme tatili,
kendi kendine takılma tatili.

Kulağa harika geliyor ama yine de dört günden fazlasını istemem.
Şimdiden özlemeye başladım bile.






17 Haziran 2014 Salı

Unutma Beni Apartmanı


Unutma Beni Apartmanı - Nermin Yıldırım

Beni şaşırtan bir kitap oldu Unutma Beni Apartmanı. Çok büyük umutlarım yoktu başlarken, öylesine bir kitap işte diyerek almıştım elime. Sebebi? Bilmiyorum. Biraz kitabın isminden, biraz yazarın isminden belki. Yazarın ismine bakıp kitap hakkında fikir yürütmek de ne demekse? Hani daha önceden okuduğun bir yazar olur, tanırsın, bilirsin, o zaman amenna ama ilk kez okuyacağın bir yazarın adına bakıp bakıp huylanmak da bir tek bende olan garip hallerden olabilir. Ama, şimdi doğruyu söylemeli, Nermin ismi hiç yazar ismi gibi geliyor mu? Nermin dediğin ellilerinde, tombulca bir ev hanımı olur bence. Evet, bir Nermin Bezmen var, bilirim ama bence "yazar" kelimesi o hanımefendiye biraz ağır gelir.

Neyse, bu kadar dedikodu yeter, gelelim kitaba. Kitap güzel, gerçekten güzel. İncelikli, sürükleyici, acaba ne olacak diye merak ettiren ve üstüne üstlük damağınızda edebi bir tat bırakacak cinsten.

Kitaptan bir cümle:
Telefonu kapadıktan sonra ne yapacağımı bilemedim. "Nemli bir havlunun yere bırakılışı gibi"ydim. Bitkin, bezgin, kederli...

Puanı, 5 üzerinden 5




15 Haziran 2014 Pazar

Peri Gazozu


Peri Gazozu - Ercan Kesal

Ekşisözlükçülerden bir alıntı yaparak başlamak istiyorum: Bu gazoz bir harika dostum!

Nasıl anlatmalı bu kitabı? Hmmm, tek cümleyle söyleyecek olursam, bizim Umut'un dediği gibi, çok tatlı kitap.

Daha çok cümleler duymak isteyenleri buraya alalım. Yazarın babası Avanos'ta gazozcu. Sattığı gazozun ismi ise Peri Gazozu. Kitabın ismi gibi kendi de ta oralardan alıyor ilhamını. Anadolu'dan, Anadolu insanından, bizden, yaşanmışlıklardan, anılardan, umutlardan, hüzünlerden.

Böyle yazınca doğru düzgün bir fikir veremedim sanki kitap hakkında. Ben en iyisi şöyle diyeyim; kolay kolay karşınıza çıkmaz böyle kitaplar, böyle samimi, böyle naif, böyle dokunan kitaplar. Ben kendimi bildim bileli okurum, tek tük denk gelmişimdir böylesine. O yüzden okuyun bence.

Kitaptan bir cümle:
Odama dönüyorum sessizce. Oğlum "ben büyüdüm" diyor, demek ki ölebilirim artık...

Puan mı? Tabii ki 5 üzerinden 5


14 Haziran 2014 Cumartesi

Şato


Şato - F. Kafka

K. ve otoriteyi simgeleyen Şato
K.nın kah Şato'ya meydan okuması
kah Şato'dan biri olmaya çalışması
sonu gelmez bir mücadele.
Sonu gelmez çünkü Kafka'nın tamamlayamadan öldüğü kitabı.
Tüm Kafka kitapları gibi, biraz karanlık, biraz gerçek üstü.

Kafka, kült bir yazar ama onun kitaplarını herkes okuyamaz, okusa da sevmez. Bence bu harika bir şey, böylece sadece onu okumayı hak edenler "Kafka okuru" olma ünvanını kazanabiliyor.

Şato benim ikinci kez okuduğum nadir kitaplardan biri, daha doğrusu iki kez okuduğum yalnızca iki kitaptan biri. Bazı kitapları tekrar tekrar okumayı çok istesem de kendimi tutarım hep, aynı kitaba bir kez daha vakit ayıracağıma yeni bir kitap okurum diye düşünürüm ve ardından sık sık yaşadığım bir telaşı yeniden yaşarım: Okunacak ne kadar çok kitap var, bir ömür yetmeyecek ne yazık ki... Ne var ki, Şato için bu prensibimi göz ardı ettim, aslında Şato için değil, Kafka için. O günlerde acayip Kafka okumayı çekiyordu canım. Bilmem, başkasına da olur mu bu hal, bana oluyor ara sıra. Misal, canım Kafka çektiyse başka hiçbir şey yapamıyor, diğer hiçbir yazarın yazdıklarından zevk alamıyorum. Aşermek gibi bir şey yani, okumazsam bir yerlerim şişecek sanki. Kafka'nın da tüm kitaplarını okuduğum için mecbur bu krizi prensip çiğneyerek aşmak zorunda kaldım. Kura çektim, Şato'ya çıktı!

Kitaptan bir cümle: 
"K., hala karın içinde dikiliyor, ayağını kaldırıp kardan çıkmayı pek canı istemiyordu; nasıl olsa bir adım sonra yeniden kara gömülecekti.

Ve son olarak puanı, tabii ki 5 üzerinden 5.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails