7 Ağustos 2013 Çarşamba

Ramazan anıları


İşte bitti.
Bir güzellikle geldi gitti.

Deniz'in her gün "beni de sahura kaldır" yalvarmaları ama sahur vaktinde bir türlü uyanamayışları,
yaşadığım en serin, en rahat yaz Ramazan'ı olması, 
yeme potansiyelimle annemde uyandırdığım dehşet 
ve geceleri yaptığımız park sefaları, kaç termos olursa olsun yetmeyen çaylar, yeyip yeyip ardından "sodaaa" diye kıvranmalar, çocukluğunu bir direk tepesinde yaşamaya çalışan çocuklar,
bu Ramazan'dan iz bırakanlar.  

Ne güzel bir Ramazan'dı, çok şükür. Aynı güzellikte bayramlarımız olsun inşallah.

6 Ağustos 2013 Salı

Sudan yeni çıkmış bir balık, balığın üstünde bir kedi . . .


Oğluş,
kocaman adam oldun sen be, hey maşallah.
3. sınıfa geçtin, şaka gibi...
Hayır hayır söylemek istemiyorum, "daha doğduğun gün, okula başladığın gün dün gibi" şeklinde klişe cümleler kurmak istemiyorum ama kaçarı yok, öyleyse öyledir yani.

Kocaman oldun falan diyorum ama aslında hala tam bir "oyun çocuğu"sun sen veya son zamanların moda tabiriyle söyleyeyim, oyun çocuğunun dibisin.
Okullar açıkken de öyleydin de, şimdi tatilde bahçeden beri getiremiyoruz seni.
Okullar açıkken haftada bir kaç pantolon dizi parçalıyordun, yazın pantolon da yok, dizlerin, dirseklerin yaralar içinde.
Tam bir çocuk gibi!

Tabii bütün saatlerini aşağıda çocuklarla geçirince kendine onlarla bambaşka bir dünya kurdun.
Sadece oyun değil, sohbetleriniz, planlarınız, kendinize has muhabbetleriniz falan filan.
Limonata sattınız mesela apartmanın önünde, güneşin altında.
Tüm parmaklarınız bardakların, limonataların içinde...
Yine de epey satış yaptınız ama. 
Haydi bizim apartmandan olanların o limonatayı niye aldığını anladım da yoldan geçen bir adamcağızın niye aldığını hiç anlamadım.
Ben yukardan bakıyordum size, biri gelip limonatanızdan satın alınca en az sizin kadar ben de seviniyordum. Ne naif insanlar var diyordum. O naif insanlar limonatayı alıp sizden biraz uzaklaşınca bir kenara döküyorlardı doğal olarak. Zaten bunun için naiflerdi.
Bunu da büyüyüp buraları okuduğunda öğrenmenin bir sakıncası olmaz sanırım ;)

Apartmanın çocuklarının sana kötü tesirleri de olmuyor değil tabii.
Küfürler öğreniyorsun onlardan, garip garip şeyler anlatıyorlar 1-2 yaş büyükçe olanları sizlere, yok cinmiş, yok deccalmiş, yok vampirmiş.
Kaç kere ağlaya ağlaya geldin yukarıya "ben korkuyorum" diye.
Yine de onlarla oynamaktan vazgeçemedin ama.

Senle ilgili oyundan, arkadaştan başka da anlatacak pek bir şey yok sanırım bebişim. Yine yemeyi çok sevmiyorsun, yine uyumayı hiç sevmiyorsun, yine uyurken illa benden kitap dinlemek istiyorsun, farklı olarak artık uyurken saçlarını okşamamı talep ediyorsun. Ha bir de, yazdan beri kendi banyonu kendin yapıyorsun. Ve yine her zamanki gibi banyoya gir demekle girmiyor, çık demekle çıkmıyorsun :)

Sadece senin için değil, benim için de hiç değişmeyen şeyler var hayatta. Yaz boyu, hep bir arada olmaktan sanırım, zaman zaman hırlaştığımız olsa da ben yine her zamanki gibi seni çok çok seviyorum.
Meleğim, mis kokulum, güzel bebeğim benim.

Bu arada fotoğraftaki ikinci muhteşem şahsiyetle ilgili post azzzz sonra. Sadece küçük bir ipucu verebilirim, ismi Pıtırcık!

3 Ağustos 2013 Cumartesi

. . .


Yeni başlangıçlara vesile olsun Kadir ...

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Mektup


Dedem,
Bir haftadır yoksun.
Bir haftadır kalbimde bir yangın.
Çok özlüyorum seni dedem, çok özleyeceğim.
Sen benim için öyle başka, öyle kıymetliydin ki...
Senin bendeki yerini kelimelerle anlatamayacağımı biliyorum.
Kimsenin anlayamayacağını da...
İnsanlar garipsiyor, hangi torun dedesinin arkasından bu kadar üzülür diyorlar, 89 yaşındaydı deyip gidişini doğal buluyorlar, hayat devam ediyor diyorlar.
Haklılar belki ama onların haklılığı benim hissettiklerimi değiştirmiyor ki, benim sana sevgimi değiştirmiyor ki.
89 yaşındaymışsın, 59 olsan daha mı fazla sevecektim ki seni veya 109 olsan daha az?

Gittiğine inanamıyorum biliyor musun dedeciğim. Sanki biz sizin evde otururken az sonra ağır ağır odaya giriverecekmişsin gibi geliyor. Sonra birden anlıyorum ki bir daha hiç girmeyeceksin o odaya, hiç olmayacaksın yanımızda, hiç sarılıp, öpüp, koklayamayacağım seni bir daha bu dünyada. İşte o an öyle bir ateş geçiyor ki yüreğimden... Laf olsun diye demiyorum bunu, hakikaten yanıyor sanki kalbimin bir yanı.

Bu kadar hüznün içinde o Cuma günü, bilincinin açık olduğu o son gün, yoğun bakıma alındığın son ana kadar hep yanında olabildiğim için Rabbime nasıl şükrediyorum bilsen dedeciğim. Rabbim öyle istedi demek ki, yılın her günü burada olan kızlarının hepsi şehir dışındaydı o gün, dayımla benden başka kimse kalmamıştı. Kızlarından biri bile Maraş'ta olsaydı benim yerime o olurdu yanında. İyi ki yokmuş hiç biri, iyi ki ben Maraş'taymışım. İyi ki ben yedirmişim son yemeğini lokma lokma bir bebeğe yedirir gibi. İyi ki ben elini tutmuş, doya doya sarılmış, doya doya saçlarını okşamış, doya doya öpmüşüm seni. Biliyor musun, dayım bana defalarca teşekkür etti o gün yanınızda olduğum için. Niye ediyordu ki? Hatır için veya iyilik olsun diye orda değildim ki ben. Canım sıkıldı teşekkürlerine önce, sonra bilmediğine verdim. Benim seni, senin beni nasıl sevdiğimizi bilmediğine verdim. O yüzden demedim, ne teşekkürü dayı, ne diyorsun sen, asıl ben Rabbime ne kadar teşekkür ediyorum bana dedemin yanında olmayı nasip ettiği için diye, boşverdim.

Sen bana mutlulukların en büyüğünü yaşattın o gün dedeciğim, belki farkında bile değildin. Hani çok çok halsizdin, hani en gerekliyi dahi konuşacak dermanın yoktu o gün. Ben yatağının yanına yere oturmuş, ellerini, yüzünü okşuyordum. Sense o dermansızlığında benim ellerimi okşamaya çalışıyordun. Sonra bana o çok çok zor konuşan halinle "canını severim senin" dedin ya. İşte hayatımda daha önce duyduğum hiç bir söz beni bu kadar etkilemedi, bu kadar mutlu etmedi dedem benim, güzelim, bir taneciğim. Sırf o sözün için değil bir gün, haftalarca, aylarca hastanelerde sana bakabilirdim.

Cenaze namazında Yusuf Hoca, "Bir insan için dört kişi samimiyetle iyi derse Peygamber Efendimiz(sav) onun cennete gitmesine kefil olur" gibi bir söz söylemiş. Sana o kadar çok kişi "iyi" dedi ki bir bilsen dedeciğim. Zaten nasıl kötü diyebilirler? Torunun olduğum için söylemiyorum, sen gerçekten çok iyi bir insandın. Hiç kimseleri incitmedin hayatın boyu, hiç kimselere zahmet, sıkıntı vermedin. Tüm çocukluğum senin yanında geçti ve ben bana bir tek gün sert bir söz söylediğini hatırlamıyorum. İçinde birilerine karşı kötü bir niyet taşıdığına, birilerinin arkasından konuştuğuna, birilerinin hakkına girdiğine şahit olan yoktur. Sabır küpüydün. İnsanı hayrete düşürecek ve hatta bazen kızdıracak kadar sabır küpüydün. Rabbim o sabrının karşılığını en güzel şekilde versin. Son günlerinde, en dermansız halinde bile namazının derdine düşen biriydin sen. Ne harika, ne tatlı biriydin. Gözlerin nasıl ışıldardı çocuklarından, torunlarından birini görünce. Nasıl severdim o ışığı ben... Canım, canım benim. Ve sen ne harika bir babaymışsın dedem, ne güzel evlatlar yetiştirmişsin. Ne çok sevdirmişsin onlara da kendini. Nasıl üzüldüler, nasıl çırpındılar senin için her biri, bir görseydin.

O son gün beni mi bekledin yoksa dedeciğim? "İsteyen tüm yakınlarını yanına alıyorlar" diye aradı teyzem, 10 dakika sonra yanına geldim. Seni çok seviyorum dedim sana defalarca, defalarca. Her zaman enfeksiyon riskinden dolayı sana dokunmama izin vermeyen hemşireler o gün hiç bir şeye seslerini çıkarmıyorlardı. Ve ben uzandım, omuzundan öptüm. O anda hemşireler hemen dışarı çıkardılar beni. Müdahale edeceğiz dediler. Boş müdahaleler... Her şey bitmişti. Biraz sonra seni morga indirdiler, açtılar yüzünü gösterdiler bize. Ben ölülerden çok korkarım sanırdım ama insan sevdiğinin ölüsünden hiç korkmazmış biliyor musun dedeciğim? Orda yatarken bile öyle güzel, öyle güzeldin ki...

Bu yazdıklarımın hepsi boş aslında, gerçek olan senin artık yanımızda olmadığın. Çocukluğumdan beri hep "Allah'ım sevdiklerimin canını benden önce alma, dayanamam" diye dua ederdim. Haklıymışım, dayanmak çok zormuş gerçekten. Rabbim bizi cennetinde kavuşturur inşallah dedeciğim. Sana ne çok dualar edildi, ne çok Kur'an'lar okundu bir bilsen. Minik torunun Deniz bile senin için yüzlerce İhlas okudu. Rabbim haberdar etmiştir inşallah. Rabbim sana merhametiyle, rahmetiyle muamele etsin dedeciğim, mekanını cennet etsin, günahlarını affetsin, kabrini cennetten bir köşe eylesin, sorgunu, hesabını kolay eylesin. Rabbim senden razı olsun dedeciğim.

O cuma günü ben sana "İyileşeceksin dedeciğim" deyince sen başına sallayıp "İyileşmem ben artık" diyordun hatırlıyor musun? Bir de durup durup "Vay dünya vay" diyordun. Ben de senden sonra "Vay dünya vay" dedim dedeciğim. Senin söylediğin manada değil ama. Nasıl bir dünya bu dedim kendi kendime, en gözünün bebeği olanı bile toprağın altına koyup gelip yemeye, içmeye, yaşamaya devam ediyorsun. Ne acayip bir dünya. Evet, biz burada yaşamaya devam edeceğiz, Allah'ın verdiği ömür kadar. Ama benim yaşamımın bir yanı artık hep buruk olacak dedeciğim. Sensiz olacak. Zor olacak. Seni çok çok özleyeceğim...



8 Temmuz 2013 Pazartesi

7. 7. 2013' te

Çiçeğim... gitti.


4 Temmuz 2013 Perşembe

. . .

Bu cümleleri okuyanlar dedem için dua ederlerse çok mutlu olurum. Yoğun bakımda, durumu çok ciddi. Belki yüzlerce kez söyledim kulağına, hastanede, beni duymasa da, çok çok seviyorum seni dedem, bitanem benim, kıymetlim ...

11 Haziran 2013 Salı

Şöyle bi şey istiyorum


Harikulade bir kitap okuyup içinde kaybolasım var.

Çok şiddetle hem de!

Ciddiyim!

Tek sorun hangi kitabın o harikulade kitap olduğunu bilmemem...




LinkWithin

Related Posts with Thumbnails