17 Mart 2010 Çarşamba

senden ötürü (ege şivesiyle okunacaktır)


Dün Eyyvah Eyvah'ı izledik.Öyle çok gülmedim belki ama çok sıcak,sevimli geldi film,özellikle de Ata Demirer.Şive çok tatlı zaten."Senden ötürü","gelem mi" favorilerim.Bu sene memleketimizin ünlü komedyenlerinin çoğunun filmlerini izledim.Yahşi Batı en kötüsüydü.Neşeli Hayat ve Eyyvah Eyvah en samimi,en insancılları.Ama sanki içerik olarak Neşeli Hayat daha doluydu.Neyse,güzeldi işte.

Bu arada Demet Akbağ'a ne olmuş öyle.İyi niyetli olup filmdeki rolü için kendini estetik operasyonlarla maymuna çevirdiğini düşünmek istiyorum.Sanat aşkına yani.Yoksa bir insan kendine bu kötülüğü niye yapsın?

15 Mart 2010 Pazartesi

iyi ki doğduuun


İyi ki doğduuun Emincan!!!


Deniz'in doğumgününden bir hafta sonra Emincan'ın doğumgününü kutladık.Çocukların mum üfleme,hediye açma keyfi bir yana biz de çok eğlendik.Annemin dediği gibi şöyle bir sürü çocuk doğursak da sık sık parti yapsak.Amma güzel oluyor.


Deniz'i başka çocuklarla oynamak kadar hiç bir şey mutlu etmiyor.En alengirli oyunları bulsak,saatlerce bıkmadan oynasak da bir çocukla oynadığı keyfi almıyor.Cumartesi günü de Emincan ve arkadaşlarının yaşları kendinden büyük olmasına rağmen aralarına katıldı,güldü,eğlendi.Havanın güzel olmasından faydalanıp sitenin bahçesinde koşturdu,yerlerde yuvarlandı.


Güzel bir gündü.Daha nice doğumgünlerini böyle neşeyle kutlaman dileğiyle Emçi :)

14 Mart 2010 Pazar

yaşasın,artık bizim de devlet tiyatromuz var :))


Geçen hafta bu afişi billboardlarda görünce,Bülent'le 2 dakika şaşkınlıktan bakakaldık.İkinci dakikadan sonraysa pek bir mutlu olduk.Sürekli yaşadığımız şehrin küçüklüğünden,doğru düzgün bir sosyal faaliyet olmadığından,kırk yılda bir gelen özel tiyatroların afişini  merkezi yerlere koymayı bile düşünemeyen yetkililerden,sırf bu sebepten ne zamandır oyun seyredemeyişimizden öyle çok şikayet eder olmuşuz ki sonunda böyle güzel bir şey yapılması ikimizi de afallattı.Ankara'da üniversitedeyken hemen hemen hiç bir oyunu kaçırmayan,hatta iki yıl kendince sahne tozu yutmuş olan ben burada tiyatronun eksikliğini öyle çok hissetmiştim ki,şimdi her hafta tiyatroya gidebilme ihtimali içimi kıpır kıpır etmeye yetti.

yorgana alternatif


Kişi,Deniz.
Zaman,bu gece.
Yer,Deniz'in yatağı.
Başımı yastığa koymam,yorganın üstüne yatacağım diye tutturdu.Üstü açık olunca da üşüdü.Üzerimi başka örtüyle ört talebi anne tarafından reddedildi.Üşüyorsan yorganın üstünde değil altında yatmalısın diye bir de nasihat çekildi.Anne biraz sonra uyudu mu acaba diye odasına geldi.Oğlunun alternatif çözüm üretmedeki yeteneğine gülümseyip fotoğraf makinesini kapmaya gitti.

13 Mart 2010 Cumartesi

bebekliğinin son kelimeleri


Artık olabildiğince düzgün telaffuz ediyorsun kelimeleri meleğim.Sadece "r"leri söyleyemiyorsun.Tabii,mantığım bu iyi bir şey diyor ama duygularım artık senin benim minik bebeğim olmadığını kabullenmekte zorlanıyor.O yüzden tek tük kalmış bozuk ama sevimli kelimelerini düzeltmek için hiç çaba göstermiyorum.Hatta sayılarının gittikçe azalacağını bildiğimden son kalanları yakaladıkça hiç unutmayayım diye not alıyorum.Enfese enpes diyorsun mesela,pikniğe pikmik,ressam senin için yestam,reklamsa leklam,hipnotize yerine hipnotize deyip bunu bir de tekerleme yapıyorsun kendine.Kelime dağarcığınla gurur duyuyorum bebeğim,senin gibi bir kitap kurtçuğundan da bu beklenir zaten ama sen yine de büyümek için acele etme,bavula babul,barbunyaya bagunya,kalkana halkan,kılıça kılınç demeye devam et daha bir süre.


10 Mart 2010 Çarşamba

TİPİK TÜRK ERKEĞİ GENLERİNDEN NASIL KURTULUNUR?



Bugün akşamüstü Deniz'i okuldan aldığımda arkadaşlarıyla yaptıkları planı anlattı bana.

-Anne Eray,Burak,Mehmet bir de ben büyüyünce kanka olacağız.Grubumuza bir de kız alacağız.O da bize hizmet edecek.

-!!!

Eray'ın fikriymiş bu.Sorunca söyledi.Epey bir bu düşüncenin yanlışlığını anlattım.Ne kadar anladı bilmiyorum.

Bazı şeyleri sen ne kadar vermeye çalışsan da bir yere kadar.Artık yavaş yavaş dışardan,arkadaşlardan,çizgi filmlerden etkilenme dönemine giriyor.

Mesela, aklına kim girdiyse (kim olduğunu biliyorum aslında) okula başlayana kadar uzun bir süre ben kızlarla arkadaş olmam demişti.Okulda, onlarla da oynanabildiğini anladı artık sanırım.Şimdi öyle bir takıntısı yok.

Bunların daha kolay zamanlar olduğunu,yaşı büyüdükçe fikirlerimizin ne denli ayrılacağını biliyorum.Hayalperest değilim.İlla ki anne-babayı beğenmediği bir zamanı olacak her çocuğun,öyle bir dönem bizi de bekliyor.Ve ben korkmuyorum dersem yalan olur.



Haşiye:Fotoğraflar çoook eskilerden

9 Mart 2010 Salı

VARDIR BİR SEBEBİ AMA BULAMADIM BEN


Hiç keyfim yok.

İçim sıkılıyor.

Sebebi de yok.

Yani bir sorun falan ne bileyim,hiç bir şey yok.

Ama mutsuzum işte.

Halbuki şunu okuduğumda kendi hayatımın nasıl yolunda olduğunu ve ne çok şükretmem gerektiğini düşünmemiş miydim?

Olmuyor işte.

Aman hasta olma ha oğlum deyince Deniz'in "hastalığımı nasıl yöneteyim ki" diye sorduğu gibi duygularımı nasıl yöneteyim ki.

Hissedilince hissediliyor işte.

Kendime kızgınım son günlerde.

Onca karara rağmen istediklerimi hayata geçiremiyorum.

İstemediklerimi de yapmaktan vazgeçmiyorum.

Uyuşukluktan,tembellikten,amaçsızlıktan.

Uyuzlaştıkça olmak istediğim insandan daha çok uzaklaşıyorum.

Uzaklaştıkça da daha uyuzlaşıyorum.

Kısır döngü.

Ruh halimin ana sebebi bu değil belki de.

Sadece düşünüp de bulabildiğim bu.

Hasta gibiyim bir de.

Ama emin değilim.

Hasta olduğum için mi keyifsizim.

Keyifsiz olduğum için mi hasta gibi hissediyorum.

Ay ben kendimden sıkıldım,başkası bana nasıl dayansın.

Son olarak bir de kimse beni sevmiyor gibi geliyor.

Bir kaç gündür.

Niye?

Bilmem.

Yokluyor işte bunlar arada.

Bir kaç güne geçer.

Umarım.

En son bir de şu var:
"verecek sonsuz sevgisi olduğu halde ondan sevgi talep eden kimse yoktu" Elif Şafak-AŞK-s.59
                                                                                          



LinkWithin

Related Posts with Thumbnails