14 Kasım 2010 Pazar

Kendime özel not


Şu bir buçuk ayda anladım ki artık birbirimizi daha iyi tanıyoruz...

13 Kasım 2010 Cumartesi

Artık minik bebeğim değil misin bebeğim?


Ne zamandır sallanan ama ufucuk canlı oğlumun dokunmaya çekindiği ön dişi,dün doktorunun tek ve kararlı hamlesiyle ömrünü tamamladı.Önce çok şaşıran sonra çok sevinen Deniz'in konuyla ilgili yorumu, "Anne bugün hayatımın en mutlu günü!" oldu.Dişlerinin yeni görünümüyle büyüdüğü de tescillendi ne yazık ki :(

11 Kasım 2010 Perşembe

Bir asansör gürültüsünün hatırlattıkları

Sabah..Ezan vakti.Kalkıyorum,namaz kılıyorum,hemencecik geri yatağa giriyorum.Hava soğuk artık malum.İlla da güneş yokken.Güneş giderken kendine ait ne var ne yok çekip götürüyor sanki bu mevsimde.Ama yatağın içi sıcacık.Sarınıyorum yorganıma..

Apartmandaki asansör hareket ediyor.Gecenin sessizliğinde sesi yatak odasına kadar doluyor.Kim,nereye gidiyor ki bu saatte?Namaza,camiiye mi yoksa?Sabah namazına camiiye giden tek tanıdığım dedemdi,bunu ayrımsıyorum birden.Şimdi gidemiyor,yaşlandı..Ben çocukken giderdi.

Anneannemlerin iki katlı,bahçeli bir evi vardı eskiden.Ne ilginçti o evin yapısı.Şimdiki birbirinin kopyası evler gibi değil.Nev-i şahsına münhasır evlerden.Alt katta bir sürü oda vardı,ıvır zıvırla dolu,yaşanmayan.Yukarda bütün odalar bir salona açılıyordu.Dışarda koskocaman bir balkon,burda 'ayaz' deniyor.Tuvalete,banyoya giderken ayazdan geçilirdi.İlginç.Yağmuru var,karı var değil mi?Bir de bahçede iki odalı küçük bir ev daha vardı.Orası da atıl,boş,ıvır zıvırla dolu.Sattılar orayı anneannemler.Bakımı zordu.Şimdi apartmanda yaşıyorlar,yaşlandılar..

Büyük teyzem Adana'da öğretmendi.Okullar tatil olur olmaz çocukları toplar Maraş'a annesine gelirdi.Biz Maraş'ta yaşıyorduk ama onlar gelince biz de hep anneannemlerde olurduk.O zamanlar kocalar kıymetsizmiymiş acaba,adamları bırakıp aylarca keyiflerine baktıklarına göre?Küçük teyzem de olurdu bazen.Önce Ankara'da okumuş,sonra Bursa'da çalışmaya başlamıştı.Tam tersi miydi yoksa?Hatırlayamadım şimdi.Neyse işte o da gelince ekip tamamlanırdı.Gerçi bir de dayım vardı ama o pek gelmezdi.Gelse bile yalnız gelirdi,karısı,çocuğu olmazdı yanında.Kendi dünyamda bu durum beni pek ilgilendirmezdi.Ama büyüklerin konuşmalarından bunun dikkate şayan olduğunu anlamıştım.

O zamanlar gündüzler gayet uzun ve hareketli gelirdi bana.Bu kadar insan üç öğün yemek beklediğine göre en azından,kadınların mutfak koşturması bitmezdi.Kocaman sofralar kurulurdu.Benimle aynı yaşlarda olan kuzenimle ne kadar çok oyun oynar,ne kadar çok kavga ederdik.Oyunların en zevklisi büyüklerin de katıldığı oyunlar olurdu.Özellikle annem diğerlerine göre daha çok oynardı bizimle,komik bir kadındı hem de.Annemin bu hallerini kanıksamış olduğumdan bana etkileyici gelmezdi ama kuzenim mest olurdu.Hatta o dönem annemi kendi annesinden bile çok sevdiğini söyleyerek zavallı teyzeciğimin bayağı bozulmasına sebep olurdu.Evet,evet hatırladım,o zamanlar sevgi listeleri yapardık.Tüm çocuklarının,torunlarının vesikalıklarını toplamış olan anneannem bunları ortaya çıkarır,o an seçilmiş bir kişi de-buna büyükler de dahil- sevme derecesine göre fotoğrafları sıralardı.

Geceleri büyüklerin lafı,sohbeti,kahkahaları hiç bitmezdi.Küçükler dayanamaz uyurdu.Kuzenim dinlemek isterdi ama uyku onun da zayıf noktasıydı ve biraz sonra pes ederdi.Ama ben otururdum,dinlerdim,kendimce ufaktan katılmaya çalışırdım esprilere.Ne önemliydi o zaman söylediğin bir sözün,yaptığın bir esprinin büyüklerce gerçekten beğenilmesi.Büyümeye çalışan ergen,yaşa bilumum kabul edilme uğraşlarını!
Vee nihayet uyku zamanı..O kocaman 'ayaz'a baştan sona yataklar serilirdi.Girilirdi yanyana yanyana pikelerin altına.Evin kedisi Papaz da muhakkak oralarda bir yerlerde olurdu.Hemen uyunmazdı ama yine de.Yatak sohbeti başlardı bu defa.

İşte o gecelerin sabahında görürdüm dedemi,namaza giderken.Sessizce,kimseyi rahatsız etmeden gider gelirdi.Canım benim...Bazen de ben de kalkar namaz kılardım,anlamını pek bilmeden.Şimdi farklı mı ki sanki?

Şimdi dönüp bakıyorum da ne şanslıymışım.Hayatımın bir bölümünü de olsa öyle kişilikli bir evde geçirdiğim için,çocukluğumda yaşadığım yerlerde hep bir kedi olduğu için,sabah karanlığında camiiye giden bir dede silueti hafızamda yer bulduğu için.

İllüstrasyon:Eamo Donnely

10 Kasım 2010 Çarşamba

G.ece Keyfi


Gecenin üçünde küçük adam anne babanın yatağına gelir yerleşir de baba bu sıkışıklıkta uyuyamayacağını anlayarak içerdeki kanepenin yolunu tutarsa yapılacak en güzel şey nedir?Tabii ki kocaman yatağa yayılıp mis kokulu küçük adama sıkı sıkı sarılarak bir yandan nefesini bir yandan minik minik kalp atışlarını dinleyerek uyumak değil mi?İşte dün gece biz de bunu yaptık :)

5 Kasım 2010 Cuma

Yumurta konusunda beklentilerim


Her bir meyvenin sebzenin genleriyle oynayıp bizi ne yediğimizden bihaber bırakan arkadaşlar,size söylüyorum!Hayır korkmayın size karşı olanlardan değilim hatta bir iş teklifinde bulunmaya geldim.Nasıl olsa sizin bu işten vazgeçeceğiniz yok,hazır el atmışken şu yumurtanın da genleriyle oynayıverin lütfen.Bence yemelik ve pastalık olarak ikiye ayırın yumurtaları.Pastalıklar yine eskisi gibi üretilebilir,sakıncası yok.Ama yemelik için olanları mümkünse tamamiyle yumurta sarısı halinde olsun.Beyaz kısmından hiç hoşlanmıyorum da.Eh,beyazını da atınca geriye pek bir şey kalmıyor.Zor olmasa gerek sizin için.Lütfen...

3 Kasım 2010 Çarşamba

Huzur,illa ki!


Sevgili Deli Anne'nin aklıma düşürmesiyle,son günlerde Deniz'le uyku öncesi dua dakikaları oluşturduk.Kitap okuma,süt içme,iyi geceler dileme,anneyi babayı öpücüklere boğma törenlerinin ardından mırıl mırıl duaya başlıyoruz.Belki sormamam gerek ama dayanamıyorum,her seferinde ne istedin Allah'tan diye soruyorum.Dün geceki duasını yazmadan geçemeyeceğim: "Allah'ım,evimizde huzurlu huzurlu yaşayalım,okulumuza huzurlu huzurlu gidelim,huzurlu huzurlu uyuyalım,huzurlu huzurlu yemek yiyelim,insanların hepsi huzurlu huzurlu yaşasın.İyiler kazansın,kötüler kaybetsin."

Açılmalı mı,açılmamalı mı?


İyi bir dinleyici olduğumu düşünürüm genelde.Belki ta çocukken okuduğum Carnegie kitaplarının beynime işlemesiyle sohbet konusunu genelde karşımdaki üzerinde tutmayı tercih ederim.Ne der Carnegie Efendi; "Herkes kendisinden bahsetmeye bayılır,buna izin ver."Tabii günlük hayatın lay lay lom konularında bol bol gevezelik ederim ama iş ciddi mevzulara,dertlerime,tasalarıma geldiğinde pek bir ketumumdur.Kendimi buna zorlamıyorum ama anlatamıyorum.Çok yakınımda ve benim için gerçekten üzüleceğini bildiğim insanları üzmek istemiyorum.Anlattıklarımı arkalarını döndüklerinde unutacak kadar uzak olduklarımı hiç listeye almıyorum zaten.Buraya da yazıp,ağlama duvarı haline getimek istemiyorum.Sadece Allah'a anlatıyorum.Zaten her sıkıntımı giderebilecek bir tek O değil mi?

Bir arkadaşım var,en ciddi,en mahrem meselelerini bile içinde tutmayıp dakikasında paylaşan.Bazen daha mı iyi yapıyor acaba diye düşünmüyor değilim.En şen kahkahalar da o arkadaştan yükseliyor çünkü her zaman.

Ben böyle kendimi tahlil ededururken,dün arkadaşlarla sohbet esnasında nasıl oldu,nasıl aşka geldim bilmem son günlerde canımı çok sıkan ailevi bir meseleyi pat diye anlatmaya başladım.Her ne kadar konu benimle alakalı değilse de,gayet özel bir konuydu ve daha anlatırken kendime şaşırdım.Çünkü anlatmak iyi geliyordu.10 gündür sürekli kalbimin bir tarafını sıkıştırıp duran boğucu his sanki uçup gitmeye başladı.Tabii mevzu çözülmedi ama kalbim biraz gevşedi.Tabii bir deneyimle değişecek değilim,ben yine aynı benim.Ancak şunca yıldan sonra hemcinslerimi anladım ki boşa değilmiş uzun uzun dertleşmeyi sevmeleri.Arada bir iyi gider gibi.



LinkWithin

Related Posts with Thumbnails