14 Şubat 2011 Pazartesi

Ne pişirsem derdine son


Benim için en zor verilen karardır yapılacak yemeği seçmek. Hatta yemeği yapmaktan daha zordur. Adı konduktan sonra yemeği yapmış bitirmişim gibi bir rahatlık çöker üstüme. Herhalde bir çok kadın da benim gibidir. İşte bugün bu işin çözümünü buldum. Oruç tutmak. Oruçluyken aklına envai çeşit yemekler geliyor, gözünün önünden yıllardır yemediğin lezzetler geçiyor, fikirler pıtır pıtır dökülüveriyor zihnine. Bunun yanına şunu yapayım, çorba da şu olsun, bu yemeğin yanına şu salata çok yakışır diye birden kafanda menüler oluşuveriyor. Bir gün oruç tut, bir hafta ne yemek yapayım diye düşünme. İyi fikir, değil mi ?

Bu arada herkesin mevlid kandili mübarek olsun, günahlarımız affolsun, dualarımız kabul olsun . . .

Haşiye : Fotoğraf, yarın bizim sofrada olması planlanan Ev Cini'nin inegöl köftesi. Bir kere yapmıştım daha önce, enfes oluyor. Tavsiyeler tavsiyesi  :)

12 Şubat 2011 Cumartesi

Kimseyi memnun edemedim


Annem beğenmiyor blogumu. Günlük tutmaya başladığımda gözleri parlamıştı halbuki. Ama ben onun günlükten ne anladığını biliyorum. Annem için günlük demek, gizlice ele geçirilip yazan kişinin kimsenin bilmesini istemediği ne kadar neyi varsa hepsini okuyabilme zevki demek. Tabii burayı okuyup da hiç bir gizli sırrıma vakıf olamadığını görünce bu ne biçim günlük demeye başladı. Deniz'i de yeteri kadar yazmadığımı düşünüyor. Ağzından çıkan herşeyi yaz, sonra unutulur diyor. Bir çok sebepten bu günlük bu işlevi de düzenli olarak yerine getiremiyor nitekim.

Umut da çok eğlencesiz buluyor Resimli Günlük'ü. Facebook gibi birçok sanal ortamın kurdu olduğundan oralardaki heyecanı, enerjiyi ve neşeyi bulamıyor tabii burada. Ne yapmalıysam, komik videolar mı paylaşmalıyım yani?

Bülent ise başka bir alem. Blog yazdığımı ilk duyduğunda söylediği söz Deniz'in kuzenlerinden de bahset de halasına haber verelim,onlar da okusun oldu. O anda içimden geçen sadece bir "Yuh" olmuştu.

Velhasıl kimseyi memnun edemiyoruz. İyi ki çevremde daha başkalarının haberi yok bu işten. Memnuniyetsizler ordusu bir çığ gibi büyürdü sonra.

Amaaan, kimse sevmezse ben severim. Kimse okumazsa ben okurum.

11 Şubat 2011 Cuma

Evlilik,annelik ve ben üzerine

Kocamın en büyük hayali bir albüm kapağında bas gitarist olarak isminin geçmesi. Ütopya da diyebiliriz belki. Gerçekleşir mi ki? Tamam onu seviyorum ama beni zerre kadar enterese etmiyor bu hayal. Hatta hiç hoşlanmıyorum bazı akşamlar bir cafede canlı müzik yapan arkadaşlarının yanına gidip sırf zevk için çalmasından. İnsan eşiyle aynı hayalleri paylaşmıyorsa yolunda gitmeyen şeyler mi var demektir evliliğinde?

Oğlumun en büyük hayali ise sürekli, kesintisiz bir şekilde kendisiyle oyun oynamam. Tamam onu seviyorum,  her gün bir sürü oyun da oynuyoruz. Ama bazen gerçekten hiç bir işim olmasa da oyun oynamak istemiyor canım. İnsan çocuğunun hayallerini fırsatı olduğu halde gerçekleştirmiyorsa anneliğinde bir sorun mu vardır?

Benim hayalimse . . . Yok, düşünüyorum düşünüyorum gerçek bir hayal bulamıyorum. Üniversite zamanlarımda vardı hayallerim, oyunculuk dersleri alırken tiyatro sahnesinde olmak, tezhip yaparken sergiler açmak gibi. Ama şimdi kalmamış. Ufak tefek şeyler var, bir gün uygun ortam olursa diye beklediğim. Onun dışında tek arzum, küçücük dünyamda, evimde, ailemle huzurlu bir şekilde geçirmek yaşamımı. İnsan hayalleri olursa ve onların peşinden koşarsa mı gerçekten mutlu olur?

9 Şubat 2011 Çarşamba

Şafak dört


Hani bir hayalim vardı ya, tatile dair.Hayır tabii ki, gerçekleştiremedim.Her güne ayrı bir programla geldik son çeyreğe.Dışardan gelen akrabalarla geçiyor genelde zaman.Ya gidiyoruz ya geliyorlar.Umut döndü Ankara'ya dün.Hani şu Odtü'lü kardeşim.Çok tatlı kerata.Bugün annemlere uğradım, ev boş boş geldi o olmayınca.Yanılıp yazılıp bu hissimi anneme söyledim.Güç bela durdurduğu gözyaşları yine sel oldu aktı tabii.Alem benim annem.16 yıldır önce beni, ardımdan kardeşlerimi Ankara'ya yolcu edip duruyor, hala alışamadı ayrılığa.Hatta tam tersi, geçen yaz gittiğim 3 günlük tatilde bile arkamdan kova kova gözyaşı döktü.

Deniz de tatilde zaman geçirmenin yolunu buldu.Anneannesinde kalıyor fırsat buldukça.Akşam babam getiriyor geri.O olmadan evde geçirdiğim bir kaç saat benim için çok kıymetli.Öyle heyecanlanıyorum ki, o özgür anları ne yapsam da en iyi şekilde değerlendirsem diye telaşlanıp hiç bir şey yapamıyorum genelde. Kazan kazan ilkesi çalışıyor burada.Deniz mutlu,ben mutlu,annemler mutlu.Ama biraz gecikecek olsa da özlüyorum.Şu anda yine evde yok mesela.Hiç bu saate kalmazdı.Oyunu bırakamamıştır.Ama gelse artık iyi olur.Şöyle sarılsam bir adamıma,mis kokusunu koklasam...

Yarına yemeğe misafirim var.Onu da atlatırsam rahatlayacağım.Aman zaten tatil bitmiş olacak ama neyse.Misafire tatlı yapmaya gidiyorum şimdi mutfağa.Hazır Deniz yokken, ben ben ben diye her şeye atlamıyorken :)


Daha yazacak çok şey var ama yazmak öyle zor ki.Son zamanlarda ya klavyede ya da bloggerda bir sorun var,çok tutuk.Klavyede olduğunu sanmıyorum,normalde gayet güzel çalışıyor çünkü.Ne zaman ki bloga bir şeyler yazmak istiyorum,sorun başlıyor.Hatta bazen yorum yazarken de aynı tutuklukla mücadele etmek zorunda kalıyorum.Neyse anlamadım ama içimdekiler biraz daha içimde kalsın.Yoruldum bu savaştan :)

5 Şubat 2011 Cumartesi

Kalpten

Allah'ım kapına geldim.Şu küçüklüğümle,şu acizliğimle,şu çaresizliğimle,en yücenin,en güçlünün,her şeyi bilen,her şeyi gören,her şeye gücü yetenin kapısına geldim.Kapını çalmaya yüzüm yok,biliyorum ama gidecek başka yerim de yok.Ne olur al beni içeri,çevirme geri.

Kalplerimize,hayatlarımıza,yuvalarımıza huzur ver,dertlerimize deva,yaralarımıza merhem ol.Güzel huylarla donat içimizi,doğru düşünme kabiliyeti ver aklımıza,şeytanın vesveselerine mağlup etme bizleri.Gerçeği,doğruyu,güzeli,ayırdedip seçebilme hasleti ver bizlere.Kötü niyetlileri uzak eyle hayatımızdan.O'nun (sav) sevdiklerini sevdir,sevmediklerinden nefret ettir.O'nu bize,bizi O'na sevdir.

Öyle çok şey var ki aslında daha söylemek istediğim, kelimelere döküp ifade etmeyi bile başaramıyorum.Ama Sen biliyorsun Rabbim içimdekileri,halimi,demek isteyip de diyemediklerimi.Sen kalpleri elinde eviren çevirensin.Kalplerimizi,güzel olana,hayırlı olana,Sana çevir.Sana emanet ediyorum kendimi.

Sana öyle ihtiyacım var ki Allah'ım.Senden başka dost,senden başka sığınak yok.Şefkatine muhtacım.Affet,rahmet et,yardım et...

4 Şubat 2011 Cuma

Çekilin yoldan,buzlar prensi geliyor !


Dün Antep'e gittik.Bülent G.Antep-Galatasaray maçını izlerken Deniz'le ben de alışveriş merkezinde dolaştık.Maraş'ta büyük bir avm olmadığından zaman zaman Antep'e Adana'ya alışverişe gideriz zaten.Uygun olursa Deniz'i anneanneye bırakır gideriz,yoksa da garibimi yanımızda sürükleye sürükleye mağaza dolaşırız.Arada ne kadar Deniz'in de gönlünü eğleyecek şeyler yapmaya çalışsak da sonuçta gelmişken şuraya da bakalım buraya da bakalım diyerek Deniz'i alışveriş kelimesinden nefret ettirmeyi başardık.Deniz de geri kalmadı,bizi kendisiyle alışverişe çıkma düşüncesinden nefret ettirdi bu arada.

Dün bir şeyler satın alma hedefim yoktu.O yüzden bu sefer sen ne istersen onu yapacağız dedim Deniz'e.Önce tabii ki oyuncak hediyeli hamburger yemek istedi.Deniz'e hayalindeki menü,kendime de en büyüğünden patates siparişi verdim.Ve böylece eğlence başladı.

Yemekten sonra resim sergisini gezmek istedi.Kendisinin de şimdiki en büyük hayali bir ressam olmak zaten.Hiç beklemediğim kadar büyük bir ilgiyle ve ciddiyetle dolaştı tüm sergiyi.Renklerin çeşitliliğine hayret etti,benim farketmediğim ayrıntılara dikkatimi çekti.



Oyun parkına daldık ardından.Tam bir saat hopladı,zıpladı,top havuzunda yuvarlandı.Ordan çıktığımızda kan ter içinde kalmıştı.


Buz pateni yapacağım ben dedi.Ay nasıl olur,yapabilir mi ki,ya düşerse endişelerini yenememişken ben daha, adam çıktı bile sahaya.İlk on dakika kenarlardan tuta tuta giderken bir baktım Deniz iki elini de bırakmış bir uçtan bir uca dolaşıyor pistte.Tabii tam kayıyor denemez,dört kez de düştü hatta ama bir kaç sefer daha giderse kıvıracak gibi bu işi.Ayrıca kesinlikle benden daha cesur.Ben asla ellerimi bırakamazdım herhalde orda.Bir dahaki sefere ben de mi denesem acaba?



Kendime not : Sevgili Özlem,buz pateni konusunda ne yaparsın bilemem ama bir dahaki gidişinizde lütfen fotoğraf makineni götürmeyi unutma! Cep telefonundan çektiğin fotoğraflar berbat.Gitti çocuğun gül gibi ilk kayma macerası.


2 Şubat 2011 Çarşamba

Notlar ve düşler


Son okuduklarımı ölçüyor değerlendiriyorum.İşte 5 üzerinden alınan notlar:

Suskunlar- İhsan Oktay Anar- 3
Güzeldi ama bir Amat'ın, bir Efrasiyab'ın Hikayeleri'nin tadını vermedi.

Foto Sabah Resimleri- Ayşe Kulin- 3,5 tan 4
Bazı öyküler vasatı geçemese de bazıları gerçekten iyiydi.

Dört Mevsim Sonbahar- Ahmet Altan- 3
Yazarın daha iyi kitaplarını okumamış olsam 4 bile verebilirdim.

Sır- Nermin Bezmen- 1
Çocukluğumda beyaz dizi miydi neydi, öyle kitaplar vardı.En uyuzundan ve en ucuzundan  aşk hikayeleri.İşte tam onlardan,sadece biraz daha cafcaflısı. (Kendime hatırlatma: Her tavsiye edilen kitabı alma.)

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört- George Orwell- 5
Yıllardır okunacak listemdeydi zaten, keşke elimi daha çabuk tutsaymışım.

Şu güzelim tatil günlerinde hazır dışarılar buz gibiyken aslında istediğim tek bir şey var.Bir kaç gün evde yalnız olsam, her yer tertemiz olsa, uzansam kanepeye, elimde sıcak çikolata gibi iç ısıtan bir şeyler, başucumda kitaplarım, okusam okusam, arada kalksam, biraz buralarda dolansam, sonra tekrar okusam...Kimse bölmeden, başka hiç bir şey yapmam gerekmeden, artık gözlerim yanıncaya, yazıları seçemez oluncaya kadar okusam.Doyuma ulaşır mıyım acaba?

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails