22 Nisan 2011 Cuma

Şimdi mutlu musun astrolog hanım?


Okulda boş dersimde öğretmenler odasında duran gazeteye bakınıyordum.Okuyacak doğru düzgün bir haber kalmayıp da hala zil çalmayınca vakit doldurmak için burçlar kısmına da göz attım.Eşimin burcunda şöyle bir şeyler yazıyordu: "Sevgili Boğalar,bugün Venüs sizin burcun bilmem neresine girdiğinden önümüzdeki üç haftalık dönemde gizli işlerin ve gizli ilişkilerin peşinde koşacaksınız."Vay vay vay,sevgili kocacığım,ne iş?

Eh,bravo yani astrolog hanım.Düşürdün içime kurdu.Aferin sana.Tamam,bunların hepsi palavra,biliyorum,inandığım falan da yok ama kurt bu,düşerken kimseye sormuyor ki.Bülent'i görür görmez,önümüzdeki üç hafta içinde çevireceği tüm gizli kapaklı işlerden haberdar olduğumu hemen yetiştirdim tabii.Bildiğimi bilsin de ayağını denk alsın,değil mi?Tabii o da bana bir aferin verdi.İnanmışsındır sen şimdi dedi.Yok canım ne inanacağım da,yine de ne olur ne olmaz.Önümüzdeki üç hafta gözümü dört açayım da ben,sonra Venüs yoluna ben yoluma.

16 Nisan 2011 Cumartesi

Dağıttın beni be çocuk !


Canım bebeğim,geçenlerde biraz mağaza dolaşarak biraz senin gönlünü eyleyerek geçirdiğimiz bir kaç saatten sonra en nazik,en hassas sesinle sordun bana :

- Anne,yoruldun mu?
- Daha yorulmadım bir tanem.
- Peki,mutlu musun?
- Evet,niye mutlu olmayayım ki canım benim?
- Paran bitti mi?
- Hayır annecim,param da var.Sen niye böyle şeyler soruyorsun ki şimdi?
- Çünkü ailemde her şey iyi olsun istiyorum.Bir şey eksik olacak diye çok korkuyorum.Onun için soruyorum.
- Ah bebeğim,sen böyle şeylere niye kafanı yoruyorsun ki?Merak etme sen,her şey yolunda.Bir sorun olursa da annen baban halleder.Kaygılanacak bir şey yok yani,rahat ol,tamam mı?

diye cevap verdim sana.Belki pek çaktırmadım ama dumura uğradım.O nasıl bir soruydu,o minik kafanın içinden neler geçiyordu senin?Başka tanımlayacak ifade bulamıyorum o andaki duygularımı.Offf off,resmen içimi erittin be oğlum.


12 Nisan 2011 Salı

Yağmurdan sonra


Bir haftadır
  • yağmurla tazelendik
  • sıcak evimizdeyken yağmurun sesini sevdik
  • soğuk sokaklardayken yağmurda titredik
  • gece uykumuzun arasında cama vuran yağmurun tıpırtılarını dinledik
  • bereket geldi diye mutlandık
  • çiçeklenmiş badem ağaçları hırpalandı diye üzüldük
  • "kış geri geldi" diye çok orjinal(!) yorumlar yaptık
  • Deniz'in hoşuna gitti diye ortalıkta kimseler yokken arabayla hız yapıp etrafa kocaman sular fışkırttık
  • gökgürültüsünden korktuk,şimdi nerde şimşek çakacak diye bahse tutuştuk
  • üstümüzü başımızı sular içinde bırakan saygısız şoförlere sinir olduk
  • bazen penceredeki damlaları seyrettik,içimiz ısındı
  • bazen penceredeki damlaları seyrettik,içimiz üşüdü
  • ilk başladığında,bahar yağmurudur birazdan geçer derken bir gün,üç gün,beş gün geçip hala dinmeyince kestiğimiz ahkamla kalakaldık
  • artık yazlıkları çıkarsak mı diye düşünürken en kalın kazakları,bereleri,eldivenleri yeniden tedavüle soktuk
  • yağmur yüzünden planları bozduk,yeni planlar yaptık
  • camlar da yeni silinmişti,tüh diye hayıflandık
  • evsiz,barksız,üşüyenler için dualar ettik
  • yağmur yağarken edilen dualar makbuldür diye kendimiz için dualar ettik
  • havalar ısındı diye vazgeçtiğimiz sıcacık çorbalara geri döndük
  • pek klasik oldu ama dışarda şakır şakır yağmur yağarken koltuğa kurulup sıcak çayımızı yudumlayıp,kitap okuduk
  • bir yazıda bu kadar çok yağmur kelimesi kullanınca kelime acayip bir hal alıyormuş meğer,güldük
  • tam yağmura doyduk derken bugün ikindin bulutlar çekildi,güneş parlamaya başladı,mutlu olduk :)

11 Nisan 2011 Pazartesi

Gel-Git


Dün Antep'e gittik.Saatlerce,ayaklarımız sızım sızım sızlayana kadar gezdik.Burdan kendisine çağrımıza olumlu yanıt veren Bülent'e kocaman bir alkış...

Gece Deniz defalarca yanımıza geldi,biraz bizim yatakta yattı.Defalarca aldım onu yatağına geri götürdüm.Biraz benimle yatar mısın anne ricalarına dayanamadım,biraz onun yatağında yattım.Bu gel-gitler,yatak değiştirmeler o kadar çok tekrarlandı ki,sonunda gecenin bilmem hangi vaktinde gözlerimi artık açamaz haldeyken :

Ben : Denizciğim artık kendi yatağına git hadi,bak ne zamandır beraber yatıyoruz.
Deniz : Ben gitmeyeceğim,sen git.
Ben : Ama annecim hadi artık,bak çok sıkışıyoruz,uyuyamıyoruz.
Deniz : Ben niye gidiyorum,sen git,ben burda yatacağım.
Ben : Ama lütfen Deniz,hadi git artık yatağına annecim,söz arada gelip bakacağım sana.
Deniz : Burası benim odam,sen kendi yatağına gitsene,kalkmayacağım ben.
Ben : (Sonunda gözlerini açar) Aaa,gerçekten burası senin odanmış,iyi ben gideyim bari.


9 Nisan 2011 Cumartesi

Hoş-Boş



Ne zamandır her hafta sonu bir şekilde dolu olan ben,bugün nasıl olduysa tamamen özgürdüm.Fırsattan istifade epeydir hasret kaldığım çarşı pazarı bir kolaçan edeyim istemiştim.Ama bir haftadır her gün ışıl ışıl parıldayan güneş bugün terk-i diyar eyleyip yerini bardaktan boşanırcasına yağan yağmurlara bırakınca benim planlar da tam o suların içine düştü.Tüm günü miskin miskin evde geçirdik.Hiç de kötü olmadı.Severim ben zaten evde olmayı.Deniz'le oyunlar oynadık.Bir ara gelip blogun şablonunu değiştirdim.Sonra biraz daha oynadık.Sonra bir daha şablon değiştirdim.Arada sağlıksız beslenme kaçamağı yaptık.Dünyalar kadar patates kızarttık,bayıla bayıla yedik.Ardından yine oyun oynadık.Yine şablonu değiştirsem mi diye düşünürken bu şablon değiştirmenin çok zaman kaybettirdiğine karar verip başka çok zaman kaybettiren bir şeyin başına geçtim.Şuradan ne zamandır şeklini değiştirmek istediğim oturma odam için "değiştirdiğimde şekli ne hale gelir acaba" çalışmaları yaptım.Bir sürü ıvır zıvır,çerez,çikolata yedik Deniz'le.Nihayet kendileri biraz önce derin uykulara geçiş yaptılar.Ben de bu boş ama hoş günü bilgisayar başında bitireceğim bu gidişle.

Bu arada evde olmayı seviyorum dedim ama en fazla bir gün.O yüzden lütfen yarın "BÜLENT BİZİ GEZMEYE GÖTÜR,BÜLENT BİZİ GEZMEYE GÖTÜR, . . ."

4 Nisan 2011 Pazartesi

Sunday with flowers







 







Keşke nefes aldıkça burnumuza dolan mis gibi havayı,buram buram çiçek kokularını eve getirmek mümkün olsaydı.

2 Nisan 2011 Cumartesi

O kadar sevdim ki hayalini


Gerçek hayallerden bahsetmek istiyorum.(Gerçek hayal nasıl bir şeyse?) Margot'un yazısından sonra düşünmeye başladığım hayalimden.Aslında ne istiyorum?Yaptığım işi seviyor muyum?Yoksa sadece para kazanmak için mi bu işi yapıyorum?Hangi iş beni mutlu eder?Tatmin eder?Böyle bir düşünce biçimine beynimi hiç zorlamadığımdan,karşıma ne çıktıysa kısmet deyip kabullendiğimden,aslında ne istediğimi düşünürken bayağı bir zorlandım.

Evet,ben öğretmenim.Ama aslında öğretmen olmak istemiyordum.Mesleğim ne karakterime uygun ne hayallerime.Tamamen bir tercih hatasıyla edindiğim bir meslek sadece.(Bu tercih hatası meselesi çok uzun,başka bir yazıda anlatılmak üzere kapatıyorum o kısmı)Türkiye'nin şu şartlarında bir işim olduğu için şükretmem gerek ve şükrediyorum tabii ama nihayetinde severek yapmıyorum bu işi.

Şu anda öğretmenliği bırakıp istediğin işi yap diyen bir sihirli peri çıksa karşıma ona derdim ki bir kitapçı olmak istiyorum.Evet,evet,en çok istediğim şey bir kitapçı dükkanımın olması.Hatta bugün oturdum oranın nasıl bir yer olacağının uzun uzun hayalini kurdum.Şehrin merkezindeki eski ama seçkin mahallede,yine eskiden kalma evlerin çoğunun cafelere,şirin restoranlara dönüştürüldüğü sokakta yine o evlerden biri olmalı benim kitapçım.Müstakil,bahçeli,tek katlı bir evde.Sıcacık,sevimli bir hali olmalı.Sarı ampüller takıp  aydınlatmalıyım her bir köşeyi.Kırtasiye işi falan kesinlikle olmamalı.Sadece kitap.Bir de muhakkak kedi,hatta kediler!Kedilerle kitaplar kadar uyumlu bir ikili olamaz sanırım.Bahçesi çiçeklerle dolu olmalı.Küçük taşlarla döşeli bir giriş yolu . . İçerde şık,samimi koltuklar olmalı,gelenlerin kitapları rahat rahat inceleyebilmeleri için.Çay,kahve hatta sıcak çikolata ikram etmeliyim onlara.Çocuklara masal okuma saati olmalı her gün öğleden sonra.Tıpkı You've got mail'de Meg Ryan'ın yaptığı gibi.



Daha ne detaylarıyla uğraştım bugün.Hepsini yazsam sayfalar sürer.Üstelik hayalimdeki gibi bir kitapçı dükkanının fotoğrafını internette aradım taradım,bir türlü bulamadım.Belki de dünyadaki küçük ama en sevimli kitapçı benimki olur.

Bir gün gerçekleşir mi acaba?Öyle zor ki.Bu iş için bolca sermaye lazım ki o bende hiç yok.Esnaflık ruhu lazım ki o bende var mı yok mu hiç bir fikrim yok.(Severek yapacağız dedik ama işimiz olacak bu nihayetinde,batmamak gerek değil mi?)Nasıl başlanır,nasıl yapılır hiç mi hiç bilmiyorum ama hayalini kuruyorum işte.Hem de çok sevdim ben bu hayali.Çok istersem belki olur ama değil mi?




LinkWithin

Related Posts with Thumbnails