2 Temmuz 2012 Pazartesi

Alışveriş ve huzur


Temmuz ajandam dolu. 7 Temmuz'da kardeşimin düğünü, 14 Temmuz'da Bülent'le başbaşa çıkacağımız tatil var. Güzel günler olacak inşallah. Ve de özel günler. Özel günler için ne yapmak lazım peki? Tabii ki bolca alışveriş. Düğün için özel kıyafet -eh görümce oluyoruz hayatımızda ilk kez- kıyafete göre ayakkabı, çanta, takı, şu, bu. O şunun altına oldu mu, bu onun üstüne oldu mu, tarz sahibi mi, abartılı mı duruyor, eyvah saçım nasıl olacak, annenin kıyafetine fikir ver, kuzenin ayakkabısına akıl ver . . . Bitti mi? Hayır tabii ki. Ya tatilde ne giyeceğim? Rahat olmalı,şık olmalı,ütü istememeli, o üst bu alta uymalı, şu çanta şu kombine gitmeli . . . Bunun için ne yapmalı? Yihhuuu, alışverişe çıkmalı. Alınması gereken ne çok ihtiyaç(!) var. Ara, ara, ara . . . Buldun mu? Eh işte, çoğunu. Tabii ki bitmedi ama daha zaman var. Zaman var da huzur var mı? Bilmem. Almazsam asla olmazmış gibi gelenleri aldıkça neden bir huzur yok? Neden bir sonrakini de alırsam ancak rahatlayabilecekmişim duygusu? Bu arada mütemadiyen boşalan cüzdanın açtığı vicdan azabı da cabası. 

Bugünkü alışveriş turundan eve dönünce hiç adetim olmadığı halde yorgunluktan gündüz vakti 1,5 saat uyuyup ancak kendime gelebilmemin neticesinde bu işte bir terslik olduğu duygusu iyice belirmeye başladı içimde. Biliyordum ve tekrar bildim ki benim aradığım huzur, mutluluk bunlarda değil. Hilal'in ve onun gibilerinin yazdıklarında. Ne diyordu Rad Suresi 28. ayet, "Kalpler ancak Allah'ı zikretmekle mutmain olur". Eh Özlem, zaten kalbin de nerdeyse dile gelip söylemiyor mu ne istediğini? Sen biliyorsun.

17 Haziran 2012 Pazar

En büyük baba


Canımın içi, kalender, sessiz, baktıkça içimi titreten, gözlerimi yaşartan dedem benim. Ne kadar sımsıkı sarılsam da sana, ne kadar öpücükler kondursam da yanacıklarına, ne kadar çok söylesem de seni sevdiğimi o sevginin nasıl büyük olduğunu eminim bilmiyorsundur, bilemezsin. 


13 Haziran 2012 Çarşamba

Sanki . . .


"Benim gibi bir kadın, ikisinin arasında yaşar gider. Anılar ve günlük olaylar arasında. Dün ve yarın arasında, yitirilmiş mutluluk ve barışın ülkesinde, kaybolmuş huzurun topraklarında. Kaderimiz böyledir. Bir zamanlar her şeyin yolunda olduğunu hissetmiştim. Bunu artık hissetmiyorum. Fakat nihayetinde ölümden korkum yok benim."

                                                              Salman Rushdie - Soytarı Şalimar

11 Haziran 2012 Pazartesi

Babalar günü mü? Biz önümüzdeki maçlara bakıyoruz . .

Meğer ben ne "özel gün" meraklısı bir kişilikmişim, hiç öyle bilmezdim kendimi, ama yaptıklarım tam da bunu söylüyor. Geçen seneki bir ay evvelden evlilik yıldönümü kutlama telaşımdan sonra şimdi de bir hafta evvelinden babalar gününü hallettim bitti. Geçtiğimiz pazar için, yani dün oluyor, bir sürü hazırlandık Deniz'le. Önce "benim babam en süper baba" t-shirtlerinden aldım Deniz'e. Bir gece öncesinden de limonlu kurabiyeler hazırladık. Deniz hediye olsun diye babasının kurabiyesini yaptı hatta. İşte de fotoğrafı:


Sabah t-shirt'ünü giydi Deniz, kurabiyesini ikram etti babasına. Sonra giyindik kuşandık büyük babaları ziyarete çıktık. "Babalar günün kutlu olsuuun" cümleleri zikretmedik ama ziyaretimizin sebebini anlamışlardır mutlaka dedik içimizden. Neredeyse gönül huzuruna erecektik. Bu arada Deniz'in aklına düşmüş, "Babalar günün kutlu olsun" diyerek dedesinin elini öpmüş. Babam önce şaşırmış, sonra da şakayla karışık biraz söylenmiş, "Şu torunumdan vefalısı yok, çocuklarımdan biri babalar günümü kutlamadı" diye. Annem bunu duyunca, "Allah Allah bugün babalar günü mü ki?" diyerek bir takvim araştırmasına girişti. Ve tabii ki sonuç; babalar gününe daha bir hafta var. Neyse artık bizimkisi oldu da bitti maşallah.

9 Haziran 2012 Cumartesi

Selencim, senin için :)

ordaaa bir blog alemi var uzakta
yazmasam daaa okumasam daaa
aklım hep oradaaa... :)

İşte böyle...Anladınız siz onu. Döneyim diyorum dönemiyorum, yazayım diyorum yazamıyorum, hatta okuyamıyorum bile. Sebep o, şu, bu. Amma velakin vaz da geçemiyorum. ("Vaz da geçemiyorum" diye bir şey olur mu ya,doğru yazmış mıyım Sezeeen?) Nihayet bugün evdekileri bir yerlere postalayıp, yapılacak bir sürü işi de görmezden gelmeye karar verince bilgisayar başına oturabildim. Aslında yine bir şey yazma niyetinde değildim, sadece ne zamandır uğramadığım bloglara bir göz atayım, kimler neler yapıyormuş bakayım diyordum. Bir baktım ki sevgili Selen beni ta ne zaman mimlemiş. Üstelik beni merak ettiğini de söylemiş. İşte bu, dedim kendime, şimdi yazmayacaksın da ne zaman yazacaksın. Belki bu sefer kesin dönüş için de bir başlangıç olur. Selencim, mim epey uzun. O yüzden hepsini cevaplamayayım da sadece son söylediğine, "en son neler okumuş"a bir yanıt olsun benimki, olur mu :)

Bu sefer aradan geçen çok uzun zamanla doğru orantılı olarak çok da fazla kitap biriktiğinden yazar fotoğrafına, uzun yorumlara falan girmeyeyim diyorum. Ama hazır dünden karne vermeye alışmışken kitapların notlarını da affetmemeli :)

  • Rüzgarın Adı, Bilge Adamın Korkusu - Patrick Rothfuss - İkisi de 5 üzerinden 5 (Ah Selen sen yok musun,beni Kvothe müptelası ettin :)
  • Semerkant, Doğunun Limanları - Amin Maalouf - İkisi de 5 üzerinden 5 (Yazar Maalouf olunca başka türlü olmuyor zaten. )
  • Aklından Bir Sayı Tut, Gözlerini Sımsıkı Kapat - John Verdon - İkisi de 5 üzerinden 5 (Her çoksatan iyi değildir,hatta çoğu çoksatan iyi değildir ama bunlar istisna.)
  • Od - İskender Pala - 5 üzerinden 3 (Severdim seni İskender Pala, bu sefer niye böyle oldu ki?)
  • Küçük Mucizeler Dükkanı - Debbie Macomber - 5 üzerinden 1 (Çok fenaydı çok, hatta o kadar sevmedim ki tuttum okulun kütüphanesine verdim kitabı, ki ben kitaplarına tutkuyla bağlı biriyimdir. Anlayın artık.)
  • Leyla - Alexandra Cavelius - 5 üzerinden 3 
  • Gece Güzelliği - Onur Caymaz - 5 üzerinden 3
  • Uyku İmparatorluğu - Henri Frederic Blanc - 5 üzerinden 2
  • İskender - Elif Şafak - 5 üzerinden 3 (Sırf kitap kapağındaki fotoğraftan huylandığım için aylarca okumadım kitabı, bu nasıl iticiliktir Yarabbim!)
  • Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi - Cemal Süreya - 5 üzerinden 2
  • Acımak - Stefan Zweig - 5 üzerinden 4
  • Büyük Umutlar - Charles Dickens - 5 üzerinden 5 (Nasıl olmuş da daha önce Dickens okumamışım.Cık cık, çok ayıpladım kendimi. Çok çok güzeldi Büyük Umutlar. Gerçi kitabın güzelliğinde çevirmenin payı büyük gibi geliyor bana. Benim okuduğum Nihal Yeğinobalı çevirisiydi.Çok akıcı,kıvrak bir dil.)
Devamı gelir ümidiyle...

18 Nisan 2012 Çarşamba

VuslatŞükürLeylaMevlaHayatMFÖ

3 aydan sonra nasıl yazılır,biraz bocalasam da ne yazacağımı bilerek geldim. İskender Pala'nın Od'undaki bir bölümü buraya yazmasam olmayacaktı çünkü. Biraz uzun ama güzel,gerçekten güzel :

... Niyazabad çok zengin bir kasaba idi. Zahir Baba'nın müritleri ırmak yamaçlarındaki bağların ve bahçelerin mahsülleriyle ilgileniyor, bazıları hayvan otlatıyor, bazıları ziraat yapıyordu. Burada zenginlik, dergahtan dışarıya yayılıyordu. O kadar ki Zahir Baba bir keresinde zenginlikten dert bile yandı :
    "Yunus ahi, Allah bizi masiva ile sınıyor galiba ki, ne kadar zekat versek, sadaka dağıtsak, yolculara, gariplere yardım etsek, alp erenler dergahına nezir göndersek de servetimiz yine artıyor."
    "Bunun için Allah'a çok çok şükürler edelim Zahir Ahi, Allah'a çok çok şükürler edelim! Çünkü insanın hayırla uğraşırken istediğini elde etmesi büyük bir saadettir."
    "Beli Yunus ahi, şükürler edelim; illa ki bunca servet dervişlerin gönüllerini çelmek, onları dünya ilgileriyle meşgul etmek için biraz azalmalı değil mi? İnsanın elindekilerle yetinmesi büyük bir saadet değil mi? Can huzuru ve din rahatlığı elbette fakirliktedir."
    .
    . 
    .
    "O halde var Allah'ın verdiği nimete şükürde kusurlu davran, bir müddet nankörlük yoluna git. Varlığın çabucak azalır,fakirleşiverirsin."
    "İyi de Yunus ahi, ben Bir olan ve kudreti her şeyi kuşatan Allah'a nasıl nankörlük eder, nasıl şükrümden kalabilirim ki? Şükre alışmışım bir kez, nasıl olur da şükretmeyebilirim?!"
    "Şükrü bırakamıyorsan şefkati arttır o halde; yardımı çoğalt."
    "İşte bunu yapabilir, yarından tezi yok elimde her ne var ise, şükür için dağıtabilirim."
    Ertesi gün dediğini yaptı. Dergahta ihtiyaçtan ziyade ne var ise kağnılarla Şirvan fukarasına gönderdi, vekilharcını çağırıp nakit cinsinden nesi varsa Ahmed Yesevi erenlerine paylaştırıp dağıtılmasını söyledi ve vekilharçlık görevine son verdi. Buna çok şaşırmıştım. Ama iki ay sonra daha çok şaşırdım; çünkü zikir meydanını yine yiyeceklerden, avanilerden, nakitlerden büyük bir servet doldurmuştu. Yine dağıttı. O dağıttıkça Allah daha çok veriyordu.

Okuduğumdan beri günde kaç kez aklıma geliyor, kaç kez yüreğime dokunuyor bu satırlar. O yüzden burada dursun istedim. Her aradığımda, her ihtiyacım olduğunda, her unuttuğumda kolayca buluvereyim diye.Şükrü unutmamak için bir kenara not düşme ihtiyacı duyacak kadar nankör bir kul olduğum utancıyla hem de.

Üç ay nasıl geçti? Kısaca "Leyla'dan geçip Mevla'yı bulma" yollarında diyebilseydim keşke. Halbuki ne Leyla'dan geçebildim, ne Mevla'yı bulabildim. Mevla'yı bulamadım, Leyla'yı bulsaydım bari. O da olmadı. Neyse hayat devam ediyor işte...

20 Ocak 2012 Cuma

Not

Bu kış çok üşüyorum. Isınamıyorum bir türlü. Ne vücudum ısınıyor, ne ruhum. Bu denli üşürken, hatta üşümekten titrerken hiç bir şey yapamıyorum. 20 gün oldu, blogu açıp ucundan bile bakmadım, bakamadım. Ne okuyabiliyorum, ne yazabiliyorum. Hiç bir şey yapamıyorum. Ha, sadece ve sürekli kitap okuyorum. Neşeli olanlarından değil ama dokunanlardan. Niye yazıyorum şimdi bunları? Blogla 2 yılı aşkın dostluğumuzun hatırına. Bir de 2012'nin Ocak'ı nasıl geçmiş, not düşmek adına. Bir gün ısınabilirsem gelirim belki tekrar.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails