Bu devrin çocuklarının çoğu, yıllar sonra annelerini, sürekli kendilerinin fotoğrafını çekmeye çalışırken hatırlayacaklar kanımca. Bir çoğumuzun yaptığı bu değil mi?
Hadiiii, itiraf bekliyoruuum.
İnsan biriktirmek istiyor tabii ki, elinden kayıp giden günleri. Bir anı olsun, unutmayayım istiyor. Bu fotoğrafları herhangi bir ortamda paylaşıyor olmanın da heves artırıcı bir etkisi var elbette. Eğer fotoğraf çektirmeyi seven bir çocuğunuz varsa siz de şanslısınız, o da. Kıymetini bilin. Yok, eğer fotoğraf kelimesinden bile huylanan tipteyse yavrucağınız bir poz alacağım diye inim inim inliyorsunuzdur da çoğu zaman yine de işe yarar bir kare elde edemiyorsunuzdur. Bizden biliyorum :) Bendeki fotoğrafını çekme arzusunun Deniz'deki karşılığı bu kadar negatif olduğuna göre, ilerde bu günleri hangi duygularla hatırlayacak, ondan endişeliyim işte.
Bunları düşünüp dururken, ya ben dedim, ben annemi nasıl hatırlıyorum?
Çalışan bir anne hem de çok çalışan bir anneydi benim annem. Hafta içi yorgun argın gelirdi eve. Aklıma hep kış günleri geliyor. Annem o kış günlerinde eve gelebildiğinde vakit akşamı çoktan geçmiş, nerdeyse gece olmuş olurdu. Hafta sonlarıysa bir iş telaşesiyle geçip giderdi. Bir gün boyu çamaşır yıkardı annem. Evet, merdaneli makinayla. Öbür gün de temizlikle geçerdi. Herkes viledayla ev silerdi, annem, hayır onla temizlik mi olur derdi. Uzun sürerdi o temizlik, çok uzun. Ya da bana öyle gelirdi, bilmiyorum, hafızamda kalan bu.
Çocukluğum ve annem kelimeleri bir araya gelince, illa yanına kedileri de eklemek lazım. Annemin kedileri. Priket, Şener, Lokum ve daha bir sürü kedi. Sokak kedileri ve annem. Ayrılmaz ikili. Bir küçücük lojman dairesinin kah içinde, kah kapısının önünde, kah bahçesinde illa ki vardı kediler. Hani bir klişe vardır ya, çocuğunun sokaktan bulup eve getirdiği hayvanı görünce çığlığı basan anne tiplemesi. İşte benim annem kesinlikle öyle bir anne değildi. Kardeşlerimin eve taşıdığı kedi sayısını hatırlamıyorum. O kedilerin hangisi kaldı, hangisi gitti, akıbetleri ne oldu tam bilmiyorum şimdi ama bir tanesi aklımda. Bir kasabın önünde buldukları, ağırlığından taşımakta zorlandıkları o şişko kedi. Onlar onu taşımakta onca zorlanmışlardı ama ne yazar, kedi bizim evde tenezzül edip bir kaç dakika bile durmamıştı, anında kendini 3. katın balkonundan atıp kasap dükkanının yolunu tutmuştu bile. Bir kedi için et sevgiden önce gelir.
Annemle ilgili aklımda kalan en güzel şeyse onunla dolaşırken etrafta dikkatimi çektiği ayrıntılar. Onun öğretmesiyle öğrendim ben güzellikleri fark etmeyi, onun sayesinde gördüm tomurcukları, filizleri, yemyeşil, tazecik yaprakları, her biri ayrı bir estetik harikası olan ağaçları, ağaçların dallarını. Mini minnacık bir çiçeğin zarafetindeki mucizeyi. Yolun ortasında durur bir ağacı incelerdik beraber, daha doğrusu o, ağacın güzelliklerine dikkatimi çeker, ben de hayran hayran bakardım. Veya yere eğilir, kaldırımın kenarındaki çiçeği seyrederdik. En güzel anılar bunlar kalmış bende. Şimdi de aynısını oğlumla yapıyor Zorlamadan, öğretmeye çalışmadan, kendiliğinden sevdiriyor ona da. Benim canım annem.







