2 Şubat 2010 Salı

YAŞASIN,NURTOPU GİBİ BİR SÜRÜ OYUNUMUZ OLDU

Deniz'in oyuna düşkünlüğü malum.Eh,adı üstünde,o bir oyun çocuğu.

Günlerimiz gecelerimiz sürekli oyunla geçince ne oluyor?
Tabii ki zamanla hep aynı oyunları oynamak kabak tadı veriyor,yeni arayışlara giriliyor.Türk eğitim sisteminde yetişmiş anne babalar olarak bizdeki hayalgücü de bir yere kadar.Yetmiyoruz yani.Hele okulun da olmadığı bu 10 günde sıfırı tükettik.

Neyse ki imdada şu kitap yetişti.Aşağı yukarı Deniz 2 yaşındayken almıştım ben bu kitabı.O yaş grubu için oynayacak pek fazla oyun bulamamıştım kitapta ve kitaplığa kaldırmıştım.Dün gece gözüme çarptı kendileri.Açtık,baktık.Birkaç oyunu o sırada oynadık,çok eğlendik.Bir çoğuna da mim koyduk.Böylece oyun kabızlığımız tedavi edildi

Ey kurtarıcı rehber,nerelerdeydin bunca zamandır?


Haşiye:Kitaptan esinlenerek yaptığımız "kürdanlarla resim" fotoğraflanıp buraya konmak için boyanmayı bekliyor.Çok güzel oldu.Nasıl kendi kendime düşünemedim ki ben bu fikri?

BUGÜN

İşbu Deniz'le babasının sabah hallerini gösterir fotoğraftır:





Her ikisi de büyük bir ciddiyet ve tam bir sanatçı edasıyla patates baskısı yapmaktalar.

Bunlar da öğleden sonra görüntüleri:





Öğleden sonra bir arkadaşımın yeni bebeğini görmeye gittik.Deniz'le ikimizin içindeki bebek arzusunu depreştirdi küçük hanım.(Aslında bebeğe ne hacet,bu arzu son günlerde hiç gitmiyor ki.)

Birazdan Bülent gelince de Sibel'lere gideceğiz.Sömestr başında bir sürü yere gitme hayalleri kurup,soğuklardan dolayı cesaret edememiştik.Belki de böylesi daha iyi oldu.Ne zamandır görüşmeyi ertelediğimiz o kadar insan vardı ki,hiç değilse bu 15 günde onlarla biraraya gelip hem keyif alıyor hem vicdanımızı rahatlatıyoruz.

1 Şubat 2010 Pazartesi

VARAN BİİİR

Uzun zamandır almam gereken misafirler var.Ben de evde olduğum bu günleri fırsat bilip en azından bir kısmını aradan çıkarayım diye düşünüyorum.Dün gece birinci misafir ağırlama törenimizi yaptık.Yemekli ve kalabalık bir misafir olduğundan son bir kaç gündür üzerimde büyük bir stres oluşmuştu.Dün gece herkes gittikten sonra stres yerini rahatlamaya bıraktı.Her şey gayet güzeldi ve ben her büyük misafirden sonra olduğu gibi kendi kendime bu kadar strese girecek ne varmış,bak oldu bitti bile dedim.

Bu arada en büyük keyif Deniz'inkiydi tabii.Hatta kendisi dün gecenin,bu tatilin en güzel kısmı olduğu görüşünde.O kadar çocukla çılgınca ortalığı dağıtıp,istediği her oyunu oynayabildiğinde keyifli oluyor yavrucak!!




30 Ocak 2010 Cumartesi

MİNİK ADAMA MİNİK KARDAN ADAM

Dün gece yürüyüşten eli kolu dolu döndü Bülent.Hemen her zaman Deniz'e bir sürprizi mutlaka vardır ama bu kartopları kadar coşku yaratanı belki daha hiç olmadı.

Bu da minik ve çirkin kardan adamımız.Ama tabii önemli olan işlevi.Mutlu etti mi?Etti.




Dün güzeldi ama bugün çok sıkılıyorum,off.Sıkılacak bir şey olduğundan değil,öyle çocuk gibi, sebepsiz yere..

Günlerdir güneşi görememekten mi?
Hafta boyunca ağırlayacağım misafirlerin stresinden mi?
Bilmiyorum.

Çabuk geçse iyi olur.
Bu halimden kendim bile sıkılıyorum çünkü.


29 Ocak 2010 Cuma

3. GÜNDEN SONRASI

Günler birbirinin benzeri.Kah anneannede kah babaannede ama ezici çoğunlukla evde.Şikayetçi miyim?Hiç değil.Severim ev kedisi gibi yaşamayı.Ufak tefek şeylerle uğraşarak,kekler,kurabiyeler yaparak,Deniz'le oyunlar oynayarak yaşamaktan daha huzurlu ne olabilir?Hele dışardaki buz gibi havada okula gitme gerekliliği olmaması harika bir şey.

Çarşamba günü arabayla ilgili Bülent'in Antep'e gitmesi gerekliydi.Akşama kadar evde yalnız başımıza oturacağımıza biz de gelelim dedik.Varınca Bülent bizi avm'ye bıraktı,işlerini halletmeye gitti.Akşama kadar Deniz'le başbaşa dolaştık.Anlaşma yapmıştık biraz senin istediğin şeyleri biraz benimkileri yapacağız diye.Anlaşmaya tamamen uydu,ne şikayet etti ne sorun çıkardı.Son iki Antep turumuzda en hoşuma giden ise dönüş için arabaya biner binmez hiç ses çıkarmadan kendi kendine iki montu kıvırıp başına yastık,bir montu da üstüne yorgan yaparak daha birinci dakikada uykuya dalması.Şunlar da Antep yolculuğundan kareler:


Giderken kendine taht kurdu prens hazretleri.


Oyuncak hediyeli çocuk menüleri olan ünlü hamburgerciler bizim buralarda bulunmadığından,Antep'e gittiğimiz zamanlarda yemeğini oralarda yemesine izin var.


Dün geceden beri kar yağacak yağacak ama bir türlü başaramıyor.Bugün öğleden sonra karın en çok yağdığı anda dışarı çıkıp altında dolaşmayı başardık.Bu kadarcık karla oyun oynanamayacağından 3 dk altında durabildik diye seviniyoruz işte :)


KARIMSI


Her yerlere yağan kardan sonra bizim buralara yağan kar sanki kelaynak kuşu :(

28 Ocak 2010 Perşembe

OKUMA NOTLARI

Ne zamandır okuduklarımdan bahsetmemişim.
Okul kütüphanesinde bulduğum kitapları çabuk iade edeyim diye önceliği onlara tanıyorum son zamanlarda.İşte onlardan ikisi:



Ayşe Kulin'in Füreya'sı bir biyografi.Hiç ilgim olmayan bir konunun,seramik sanatının Türkiye'deki öncü kadınını Kulin'in sıkmayan diliyle tanımış oldum.
Prenses Süreyya ise İran Şah'ı Rıza'nın eski eşinin otobiyografisi.Hiçbir zaman satın alıp okumayacağım ama işte bazen kitap kıtlığı dönemlerinde hiç yoktan iyidir deyip,en azından İran hakkında biraz fikir sahibi oldum diye kendimi avutarak okuduğum
bir kitap.




Uçurtma Avcısı'nı okuduktan sonra yazarın ikinci kitabını da okumak için sabırsızlanıyordum.Bin Muhteşem Güneş beni pişman etmedi.Aynı dokunaklı anlatım,aynı şimdi ne olacak acaba heyecanı,aynı kitabı bitirmeden uyunamayan geceler.Üstelik,aklımda sadece geri kalmış,kenarda köşede bir ülke olarak yer bulan Afganistan'ın gerçeğini de hikayenin arka planında öğrenmek bu kitapların en sevdiğim özelliklerinden biri.Yoksa hayatta Afganistan'ın yakın tarihiyle ilgili bir kitabı alıp okumam mümkün değil.Bir taşla iki kuş.

Şimdi elimde Nietzsche Ağladığında var,bitirmek üzereyim.Ve diyebilirim ki bence kitap budur!!

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails