22 Nisan 2013 Pazartesi

Var mı böyle bir lezzet: Annemin zeytin ezmesi


Annemlere her uğradığımda elim kolum dolu dönüyorum eve. Bizim evin ikinci bir kileri gibi annemler. Ama sürprizlerle dolu bir kiler. O gün kısmetine ne çıkacağı tamamen sürpriz, turşu olabilir, reçel olabilir, börek olabilir, sarma olabilir. Daha neler neler...

Hangisi olsa bayılıyorum ama bu son partiden çıkan zeytin ezmesi beni benden aldı diyebilirim. Nasıl harika bir lezzet anlatamam. Şöyle bir dilim ekmeğin üzerine süreceksin, üzerine limon, kekik, kırmızı biber... Oh misss! Bir dilim ekmek mi dedim? Kaç bir dilim ekmek? Söylemeye utanırım. Ne kadar lezzetli olduğunu anlatmak için, öğle yemeğinde de, akşam yemeğinde de evde taze yaptığım çeşit çeşit yemek olduğu halde, zeytin ezmesi kavanozunun başına yumuluyorum desem, anlatabilmiş olur muyum acaba?

 Nasıl yaptığını tam bilmiyorum. Zeytinden başka bol ceviz ve baharatlar var. Başka bir şey var mı acaba, zeytinyağı falan? Emin değilim. Zaten ben de bağ değil üzüm derdindeyim. Bu arada annecim, bu ezme vesilesiyle seni bol bol öperim :)


16 Nisan 2013 Salı

Bahar geldi derken kış bastırırsa


Bahar geldi derken kış bastırırsa moral bozmaya gerek yok. 
Çünkü böyle günler;

Uzun zaman uzak kalınacak kalın, yumuşak, sıcacık kıyafetlerle son kez hemhal olmak için en uygun günlerdir.

Battaniye altı kitap keyfi yapmak için belki aylar boyu bulunamayacak harika bir fırsattır.

Sıcak içeceklere sıcak içeceklerle bir veda partisi yapmanın tam zamanıdır.

Yağmurdan korunmak için balkonunuza sığınan kuşlara -birazdan balkonunuza bırakacakları nadide hediyeleri(!) bilmenize rağmen- ev sahipliği yapmaktan keyif alma günleridir.

Tadını çıkarın :)



15 Nisan 2013 Pazartesi

Nihayet o yazı!

Yok arkadaş olmuyor, tarzımı değiştirmem lazım. Kitapları biriktirip biriktirip değil okur okumaz yazmalıyım. Yoksa biriken dağlar kadar (abartı!) kitabı yazmak gözümde büyüdükçe büyüyor ve ben sürekli erteliyorum. Erteledikçe kitap dağı daha da yükseliyor ve yazmak gitgide daha zor geliyor. Kısır döngü anlayacağın. 

Şu an bu büyük iş için cesaretimi toplamış bulunmaktayım, umarım sonunu getirebilirim. Yazmada bunca zorlandığım bir yazıyı sonuna kadar okuyabilecek bir cesur yürek çıkar mı, onu da çok merak ediyorum.


Martı Yayınları Sherlock Holmes serisi :
Akıl Oyunlarının Gölgesinde
Suç Detayda Saklıdır
Şüphe Asla Uyumaz
Gerçekler Kanıt İster
Aklın Şüphesi Suçun Gerçeğidir

Sir Arthur Conan Doyle

Hepsine 5 üzerinden 5

Daha önce çok yazdım, Sherlock Holmes hikayelerini çok sevdiğimi. Akıcı, ilgi çekici, zekice. Hafif ama kaliteli bir kitap okumak istediğinde ideal.

Martı Yayınlarının çıkardığı 5 kitaplık bir seri bu. Ama Sherlock Holmes okurken atlanmaması gereken Kızıl Dosya ve Dörtlerin Yemini hikayeleri bu kitaplarda yok. İnternetten araştırdığıma göre başka bir çok hikayeyi daha almamış Martı Yayınları. Hangi yayınevi doğru düzgün çevirmiş, basmış araştırdıktan sonra Sherlock Holmes okumalarım devam edecek demektir bu da. Ne mutlu bana :)

Bu arada geçenlerde izlediğim Sherlock Holmes filminin beni ne denli hayal kırıklığına uğrattığını söylemeden geçemeyeceğim. Konu bambaşka, her şey zorlama... Onları yazmayacağım da herkesin bayıla bayıla "Ne de harika Sherlock olmuş" dediği Robert Downey Jr' ı film boyu nasıl dehşetle izlediğimi yazmak zorundayım. O değil, benim kafamdaki Sherlock kesinlikle o değil.


Kadınlar Tekkesi - Refik Halid Karay - 5 üzerinden 5

Bu adam ne yazdıysa hepsine benden 5 :)


Diriliş - Tolstoy - 5 üzerinden 3

Ooo, koskoca Tolstoy'a 3 olur mu diyor iç sesim, ben de ona diyorum ki ben kitapları, yazarları kendi kıstaslarımla, kendi zevkimle ölçüyorum, kime ne?


Kişisel Bir Sorun - Kenzaburo Oe - 5 üzerinden 3

Enteresan bir hikaye, Nobel'li bir yazar ama 3 işte, o kadar.


Kukla - Ahmet Ümit - 5 üzerinden 4

Güzeldi ama daha iyi kitaplarını okumuştum Ahmet Ümit'in. Onların yanında Kukla ancak 4 eder.


Beş Sevim Apartmanı - Mine Söğüt - 5 üzerinden 4

İlk kez okudum Mine Söğüt'ü ama son kez değil :)


Sadist - Stephen King - 5 Üzerinden 4

Piyasa bir yazar sanırdım Stephen King'i, onu okuyacak kadar düşmem gibi bir his içindeydim hatta. Ama kitapsız kaldığım bir zamanda okul kütüphanesinde okunabilme ihtimali olan tek kitap olarak onu bulunca mecbur kalmış başlamıştım. Yanılttı beni Sadist, okunurmuş Stephen King!


Şeker Adası - Ivonne Lamazares - 5 üzerinden 4

Küba'lı bir yazar, devrim, isyan vesaire vesaire... Bunların arasında tanıdık bir şey var, 14 yaşındaki Tanya'nın hikayesi, kimlik arayışı, güven arayışı, sevgi arayışı, gelecek arayışı. Güzel kitap.


Godot'yu beklerken - Samuel Beckett - 5 üzerinden 2

Hayatım boyu okuduğum kaçıncı tiyatro eseri bu, ikinci mi, üçüncü mü? Bir daha okumamalıyım.

Bu arada başlayıp da bitirme gücünü kendimde bulamadığım bir kaç kitap da var, Sadık Yemni'nin Çözücü'sü, Halide Edip'in Ateşten Gömlek'i gibi. Eskiden başladığım kitabı illa bitirmeliyim derdim artık sevmediysem kapatıyorum kapağını, kurtuluyorum. Hayat sevdiğin kitapları okumaya bile yetmezken, onu sevmediklerin için boşa harcamak niye?



Dönüp yazıya bakınca farkettim de ne bol tutmuşum notları bugün. İyi günümdeyim sevgili yazarlar, kıymetini bilin :)


11 Nisan 2013 Perşembe

Son anda . . . Sonunda

Ağaçların tomurcuğa durduğu ilk günlerden beri çayırlara, çimenlere, kırlara gidesim vardı. Ama bir türlü vakit ayarlayıp gidememiştik. Bir aydan fazla zaman geçti bu arada, rüzgarlar esti, yağmurlar yağdı, nerdeyse yaz sıcakları yüzünü gösterdi, dallarda çiçek miçek kalmadı ama hala son bir bahar neşvesi havada asılıyken nihayet hayallerim gerçek oldu.










9 Nisan 2013 Salı

P.ipi derdi



Deniz'in bir türlü unutamadığı sünnet zamanlarıyla ilgili son yorumu:

"Anne, aslında normalde hiç umursamıyorsun pipini ama bir gün geliyor başına bir sürü dertler açıyor."

8 Nisan 2013 Pazartesi

Gece gece heyecanlı bir kitaba kaptırmanın zararları

Acayip!

Erken yatıp erken kalkmaya alışmam bir ayı buluyor da geç yatıp geç kalkmaya alışmam için iki gün yetiyor. En kötüsü de o iki günün ardının Pazartesi olması.


Çooook uykum var, çok.

5 Nisan 2013 Cuma

Pssst! Burdayım.


Bir iyi bir kötü haber. 
İyi haber, 15 gün süren "internet yok", "bilgisayar bozuk" dönemi nihayet bitti. Yeniden yayındayız efenim. 
Kötü haber, yine yeniden yazmadıkçayazmayasıgelmiş bir ruh halindeyim. Şu cümleleri öyle zorlayarak kuruyorum ki. Biliyorum bundan sonrası kolay gelecek ama bu var ya bu, resmen iki kelime bir araya gelmem de gelmem diye tutturdu, o derece.

Şimdi böyle zorlandığıma bakma, 15 gün boyu bu teknolojiye erişme şansım olsa neler neler yazacaktım ben halbuki.

Bahardan bahsedecektim. Gördüğüm her bir filizde, duyduğum her bir kuş cıvıltısında, kokladığım her bir narin çiçekte içime de baharlar getiren bahardan.

Dilime dolanan şarkıdan bahsedecektim. "Memleket mi, yıldızlar mı, gençliğim mi daha uzak?" diyen şarkı var ya, ondan. Memleketle bir derdim olmadığından ilk kelimesini ruh halime göre değiştirip değiştirip içim titreye titreye söylediğim şarkıdan.

Deniz'in cöviz bozdurup Real Madrid- Galatasaray maçına gitme planlarından bahsedecektim.
 Evet, cöviz.

Ah GS demişken, daha 20 gün önce sevinçten uykularım kaçmışken, 3 Nisan'da üzüntüden uykularımın kaçtığından...

Okuldaki Gülistan isimli öğrencimi her gördüğümde "Ne çektin be Gülistan" dememek için kendimi ne kadar zor tuttuğumdan bahsedecektim.

Okul konusuna girince geçen haftaki anlamsız seminer zırvalığının kızgınlığıyla sevgili Milli Eğitim'e eminim bol bol saydırıp döktürecektim.

 Deniz'in bebekliğinde ağzından ilk çıkan sözün "gun" olduğunu anmamızdan da bahsetmemek olmazdı tabii. Sağolsun annemin hafıza kuvveti.

Ve yine dönüp dönüp bahardan bahsedecektim.

Ah bir yazabilseydim.




LinkWithin

Related Posts with Thumbnails